|
||
| DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15) | ||
| Aral: Gazetecilikte arşivcilik çok önemlidir! | ||
| Sanat Haberi | ||
|
|
||
| |
||
RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN ======================== Dünyanın birçok yerinde savaşlar ve çatışmalar hâlen devam ediyor. Gelişen teknolojilerle birlikte savaş stratejileri de değişiyor. İletişim çağında artık tüm gelişmeler televizyon ekranlarından ve diğer dijital platformlardan canlı olarak izlenebiliyor. Böyle bir dönemde, savaş muhabirliği ayrı bir önem kazanıyor. Türkiye’de savaş muhabirliği denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri gazeteci, foto muhabiri ve belgesel yapımcısı Coşkun Aral’dır. 10–18 Ocak 2026 tarihleri arasında düzenlenen Çukurova Kitap Fuarı’nda, söyleşisi ve meslek hayatını anlattığı “İmkansız Coğrafyalar” kitabının imza günü sırasında tanıştığım Coşkun Aral ile kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdim.
1970’li yıllardan itibaren İran, Irak, Lübnan, Afganistan, Çad, Kuzey İrlanda, Kamboçya ve Filipinler gibi dünyanın pek çok önemli savaşına tanıklık eden Coşkun Aral, gazetecilikte arşivciliğin önemini vurguluyor. Arşiv fotoğraflarının dünyaca ünlü dergilerin kapaklarında yayımlandığını hatırlatan Aral, “Bugün beni tanıyorsanız, bunun nedeni yaptığım arşiv çalışmalarından ortaya çıkan kitaplar ve buna bağlı olarak YouTube’daki programlarımdır. Türkiye’de ‘arşivcilik’ gazetecilik mesleğinde tanımlanmayan ve çok önemsenmeyen bir alandı. Uluslararası anlamdaki ilk sıçramam o kanlı 1 Mayıs ve izleyen dönemde çektiğim fotoğraflar oldu.” diyor. Gazeteciliğe yönelmenizde etkili olan faktörler nelerdir? Basın fotoğrafçılığını meslek olarak seçmeniz bilinçli bir tercih miydi? FİLM ŞERİDİNDE YAZILMIŞ GİBİ 1 Mayıs 1956’da Siirt’te kalabalık bir ailede dünyaya gelmişim. Çocukluğumda açıkçası hayranı olduğum cerrah hekim dayım Vehip Arıkan gibi doktor olmayı çok istiyordum. İnsana bulunduğu yerde pozitif katkı sunmak, onu kurtarmak ve sağlık hizmeti vermek, çocukluk hayalimdi. 10’lu yaşlarımda bir fotoğraf makinesi elde ettim. Bu kez belgeleme arzum vardı. Tabii filme ulaşmak pahalı ve zor bir konuydu. O yüzden kuzenimin bana hediye ettiği bir makineyle Hasankeyf’ten başlayıp neredeyse iki yıl boyunca sekiz kare fotoğrafla kendi dünyamı belgeselleştirdim. O fotoğraflar çok ilginçtir. Aralarında tarihî bölgeler mevcuttur. Mesela Efes Harabeleri, Hasankeyf ve İzmir Kemalpaşa’daki kalenin fotoğrafları var. Bunun yanında, İstanbul’da Cumhuriyet Bayramı’nda yapılan askerî geçit törenini yerden çektiğim fotoğraflar da yer alır. Benim gazetecilik mesleğine ilk atılışım, 10’lu yaşlarımda çektiğim o film şeridinde neredeyse yazılmış gibidir. Bir haberci ve belgeselci olarak adete o film şeridi benim mesleki geleceğimi şekillendirdi. DİĞER MESLEKLERİ BAŞARAMADIM Bizim Siirt’te çocuklar, farklı alanlarda çıraklık eğitimiyle mesleklerle tanıştırılır. Aileler de kendi çevrelerinde imkân varsa onları çeşitli mesleklere yönlendirir. Amaç, çocukların hangi mesleğe yatkın olduklarına dair ilk değerlendirmeyi yapabilmektir. Aslında bu uygulama, Avrupa’daki ciddi eğitim kurumlarında da mevcuttur ve pedagojik formasyon içinde gerçekleştirilir. Benim battaniyeci, halı dokumacı, terzi ve berber kuzenlerim vardı. Bu mesleklerin hepsini denedim ama hiçbirinde başarılı olamadım. Ailemizin bir gazeteci bir yakını vardı. Kendisi Siirt’in en eski gazetesinin sahibi Emin Kılıçoğlu’nun yeğeni Cumhur Kılıçoğlu’ydu. Onun da Mücadele adında bir yerel gazetesi yayınlanıyordu. Orada çıraklığa başladım ve bu işi çok sevdim. Yaptığım belki çok büyük bir iş değildi; yere düşen harfleri toplamak, gaz yağıyla temizlemek ve ardından kutularına ters şekilde yerleştirmekti. Ama bu uğraş bana ilginç geliyordu. Çünkü harfler ters yerleştirildiğinde rotatif baskıda düz okunuyordu. MÜREKKEPLE TEMASIM 13 YAŞIMDA İlk mürekkeple temasım 13 yaşımda Siirt Mücadele Gazetesi’nde başladı ve bu mesleğe çok ısındım. Kendime basın kartının resmî olmayan bir tanıtımını hazırladım. Hatta kartın üzerine “Siirt Mücadele Gazetesi ve Anadolu Ajansı” ibaresini dizdim. Çünkü Anadolu Ajansı ismini eve gelen gazetelerden görüyorduk. Kendime de yakın hissettiğim bir ajanstı. Ajans çalışmasının ne olduğunu bilmeden, sanırım kendimce öyle yazıp karta basmışım. Çünkü Siirt Mücadele Gazetesi İstanbul’a gittiğimizde başka illerde tanınmayabilir diye düşünüyordum. Bu nedenle kartımın üzerine “Anadolu Ajansı Mücadele Gazetesi” şeklinde yazmışım. TOPLUMSAL OLAYLARA İLGİ DUYDUM Daha önce 5,5 yaşındayken bir yıl kaldığım İstanbul’da, 1970’lerden itibaren çok sık gidip gelmem sonucunda temelli olarak yaşamam söz konusu oldu. 1968’in çok sert esen rüzgarının ailemi de etkilemesi ve İstanbul ile Ankara’da eğitim gören kuzenlerimin, o dönemde Türkiye’de gündeme gelen siyaset ve “sol bakış” içinde yer almaları, toplumsal olaylara ilgi duymamı sağladı. İlk çektiğim fotoğraflarda da hep o vardı. 1974 yılında bu özelliğimi keşfeden o dönemin siyasal temsilcilerinden Fahri Aral bana gazetecilikte ilk yol göstericiliğimi yaptı. Gün Gazetesi’nde ekonomi sayfasındaki bir arkadaşının yanına gönderdi. O arkadaş Can Aksın’dı. Onun yanında ekonomi muhabiri olmamı teşvik etti. Ama ben üç günlük ekonomi muhabirliği stajında pek başarılı olamadım. Bu kez Mehmet Yaşin yönettiği Gün Gazetesi’nde sokak olaylarına meyilli bir muhabirin yanında çantasını taşıyarak ilk stajımı yaptım. Gazeteciliğe olan ilgim ve başlangıcım böyle gelişti. Daha sonra polis muhabirliği yaparak ve 1974’ten itibaren Türkiye’de başlayan, “sağ-sol çatışması” diye tanımlanan kutuplaşmış gençlik hareketlerinin yarattığı olaylara tanıklık ederek profesyonel basın hayatına giriş yaptım. Mesleki yaşamınıza baktığımızda, 1 Mayıs 1977 olaylarında çektiğiniz ve adınızı Sipa Press Ajansı ile duyurduğunuz, Time ve Newsweek’te yayınlanan fotoğraflarınızın, savaş muhabirliğine yönelmenizde bir dönüm noktası olduğunu söylemek mümkün mü? O acı günlerden biraz söz eder misiniz? YABANCISI OLMADIĞIM BİR COĞRAFYA Çok doğru bir saptama. Çünkü doğup büyüdüğüm coğrafya, tarihin derinliklerine inildiğinde “savaş coğrafyası” olarak tanımlanan Mezopotamya’dır. Çocukluğumun geçtiği Siirt’te hem bizim un fabrikasına öğütülmek üzere getirilen buğdayı korumak için görevlendirilmiş askerlerin silahlı olması hem de sokak muhabbetlerinde kentin çok saygıyla anılan, adeta Robin Hood gibi el üstünde tutulan eşkıyaları vardı. Siirt dışına çıkıldığında da Güneydoğu Anadolu’da terörün ve şiddetin yoğun olduğu bir tablo tanımlanması söz konusuydu. O yüzden hiç yabancısı olmadığım bir coğrafyadır. Silahın ve şiddetin günlük hayatın içinde yer aldığı bir coğrafyada doğdum ve büyüdüm. TANIKLARIN İZİNDE YÜRÜME FIRSATI Gazetecilikte ilk tanıklıklarım ve tanıklık yapma arzum bu alanda ortaya çıktı. Örneğin eşkıya diye tanımlanan, devleti karşısına almış bazı insanların adeta Robin Hood gibi zenginleri soyup elde ettiklerini halkla paylaşmaları ve bu nedenle “halk kahramanı” olarak görülmeleri beni çok etkiliyordu. Bu insanlarla tanışabilir miyim, röportaj yapabilir miyim diye düşünüyordum. Bunun sebebi evimize gelen günlük gazetelerdi. Bunlar arasında Hürriyet de vardı ve orada Gökşin Sipahioğlu, adını sık gördüğüm isimlerden biriydi. Hayat dergisinde ise Ara Güler ve Fikret Otyam gibi ünlü isimleri takip ederdim. Cumhuriyet gazetesinde, sonradan kitaplarına hayran olacağım Yaşar Kemal’in günlük yazılarını okuyordum. Yaşadığımız coğrafya bize bu büyük tanıkların bıraktığı izler üzerinde yürüme fırsatı veriyordu. Ben buna adı konmamış bir savaş diyebilirim. Çünkü bu topraklar binlerce yıldır bir istila coğrafyasıdır. Gelenler ve hükmetmek isteyenlerle bölge halkı arasında sürekli savaşlar yaşanmış; bugün de hâlen devam ediyor. O yüzden savaş ve silah kavramları bana hiç uzak değildi. Belgeli ve gözle tanıklık yapacaksam, niçin bu coğrafya ve benzeri bölgeler çalışma alanım olmasın diye düşündüm… SAVAŞ AY ÖNEMLİ BİR MESLEKTAŞIM Mesleğe girdiğimde İstanbul’daki kutuplaşmış gençlik hareketleri beni içine çekti. Gün Gazetesi’nde başlayan bu yolculuğum birkaç hafta sonra Günaydın Gazetesi ile Türkiye çapına yayıldı. O dönemde tanıştığım Savaş Ay çok önemli bir meslek arkadaşım ve aynı zamanda iyi bir dostum oldu. Bu olaylara yaklaşımımızdaki ortak bakış bizi birlikte çalışmaya teşvik etti. Gece gündüz, saat farkı gözetmeden özellikle sokak olaylarında sırt sırta çalışan “iki kafadar” olduk. Bu konuda -Allah rahmet eylesin- Ergin Konuksever gibi ustamızdan da destek aldık. Bütün bunları yaparken de amacımız bu işi Türkiye’de başlatıp dünyaya yaymaktı… FRANSA’DA SİPA PRESS İLE TANIŞTIM 1977 kanlı 1 Mayıs’ından bir ay önce Fransa’ya gidip Sipa Press Ajansı ile tanıştım. Ardından kanlı 1 Mayıs’ta çektiğim fotoğrafları Sipa’ya gönderdim. Bu fotoğraflar dünyaca ünlü Time ve Newsweek dergilerde yayınlandı ve 1 Mayıs’ın en önemli tanıklarından biri olarak basın tarihinde yer almamı sağladı. Bu evrensel bir başlangıç oldu. Ardından yaklaşık iki yıl Sipa Press’in Türkiye muhabirliği için çalışırken eksiklerimi fark ettim. Bu eksikleri ben direkt tespit ettiğim gibi meslekteki büyüğüm Gökşin Sipahioğlu da bana evrensel nitelikli eleştirilerle anlatıyordu. Çünkü Türkiye’de o tarihlerde foto muhabirliği eğitimi yoktu. Üniversitelerde bile iletişim fakültelerinde fotoğraf bölümü bulunmuyordu. O yüzden fotoğraftaki eksikliğimi hissedince arşivimi alıp Fransa’ya yerleşmeye karar verdim. Ekonomik gücüm yoktu ama geçici olarak kabul edildim. Bu da 1980 askeri darbesinden birkaç ay önceydi. Arşivimi düzenlemek üzere Sipa Press’te çalışırken 12 Eylül 1980 darbesini öğrendim. Arşivimde darbeyi yapan generaller dahil Türkiye’nin o döneme damga vuran olayları vardı. Bu arşiv, dünyaca ünlü Newsweek ve L’Express gibi dergilerin kapaklarında yayımlandı. GAZETECİLİKTE ARŞİV ÇOK ÖNEMLİDİR Bu bana arşivimin ne kadar önemli olduğunu öğretti. Çünkü gazetecilikte en önemli alanlardan biri arşivdir. Bugün beni tanıyorsanız, bunun nedeni yaptığım arşiv çalışmalarından ortaya çıkan kitaplar ve buna bağlı olarak YouTube’daki programlarımdır. Türkiye’de “arşivcilik” gazetecilik mesleğinde tanımlanmayan ve çok önemsenmeyen bir alandı. “Her şeyin önemli ve değerli olması” gibi evrensel bir perspektif bizde ne yazık ki tam gelişmediği için, bu meslekte doğru formasyonlar yeni yeni oluşuyor. Artık üniversitelerde arşiv bölümleri var. Foto muhabirliğine ilişkin genç meslektaşlarımız dünyanın en önemli ajanslarında ve dergilerinde çalışıyor. Biz 1970’lerde bunları bilmiyorduk. Uluslararası anlamdaki ilk sıçramam o kanlı 1 Mayıs ve izleyen dönemde çektiğim fotoğraflar oldu. Röportaj devam edecek… |
||
|
||
| Etiketler: DUAYENLERİN, YORUMUYLA, GEÇMİŞTEN, GÜNÜMÜZE, GAZETECİLİK-, (15), |
|
|
||
|









