Ayrılıkların şairi, yalnızların ozanıyım!

RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN

========================

Zeki Müren’den Emel Sayın’a, Ferdi Tayfur’dan İbrahim Tatlıses’e, Müslüm Gürses’ten Selami Şahin’e kadar Türkiye’nin en ünlü sanatçılarının seslendirdiği yüzlerce şarkının söz yazarı Ahmet Selçuk İlkan, sanat hayatındaki 50. yılını memleketi Adana’da düzenlenen konserle kutladı. Sarıçam Belediyesi’nin ev sahipliğinde Ferdi Tayfur Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlik öncesinde sorularımızı yanıtlayan İlkan, sanat yaşamı boyunca Türk müziğinin efsane isimleriyle kol kola yürümenin mutluluğunu yaşadığını belirtiyor. İlkan, “Hayata tek bir şarkıyla yola çıkmıştım. Ama o kadar çok sevdim ki; edebiyat dünyasındaki bu serüvenim, bir sevda olmaktan çıktı, adeta kara sevdam oldu.” diyor.

Ahmet Bey, Adana'da geçen çocukluk yıllarınızdan ve ailenizin biraz bahseder misiniz?

OMUZLARIMA AĞIR YÜKLER YÜKLENDİ

Adana benim gönül beşiği şehirimdir. En güzel düşlerimi doğduğum bu topraklarda büyüttüm. O yılları özetleyecek olursam; annem okuryazar değildi. Diğer kardeşlerim de en fazla ilkokula kadar öğrenim görmüşlerdi. Bunu özellikle belirteyim. Çünkü okuyamayan kardeşlerimin bütün hayalleri; annemin, babamın arzuları aileden bir çocuğun okuyup üniversite diploması almasıydı. Bizi buz gibi soğuk; üşüdüğümüz ve sobasını bile zor yaktığımız bir evden kurtaracak kişinin ben olduğuma inanıyorlardı. “Oğlumuz mimar” ya da babamın istediği gibi “doktor olursa”, bize daha huzurlu günler gelir düşüncesiyle beni diğer kardeşlerimden farklı olarak büyüttüler. Bu yüzden omuzlarıma çok ağır yükler yüklediler.

BEN HEP İNSANDAN BESLENDİM

Şiir ve edebiyata ilginiz nasıl başladı?   

Eski adı Mirza Çelebi olan Suluzade Mahallesi'nde, dokuz çocuklu bir ailenin sekizinci ferdi olarak dünyaya geldim. İlkokulu İstiklal İlkokulu'nda, ortaokulu Tepebağ'da, liseyi Erkek Lisesi'nde okudum. Yaşamımın en güzel, en verimli, en besleyici günleriydi. Çünkü ben hep insandan beslendim. Dolayısıyla şiirle, sanatla ve edebiyatla olan yakınlığım o yıllarda filizlendi. Büyük ağabeyim Süleyman İlkan, ilk öğretmenimdi. Şiir tohumlarını yüreğime o ekti. Hatta canlı kütüphanemdi. Çok donanımlıydı. İlkokul dördüncü sınıftan sonra okuldan ayrılmıştı. Ama o dönemde, bütün popüler kitapların yanı sıra klasik eserleri de okumuştu. Türkiye’deki şiir ve şairlerle ilgili yazıları, kitapları bana her yıl daha da biriktirerek armağan ederdi. Ödev verirdi ve her gün mutlaka bir şiir ezberlememi isterdi. Bugün okuduğum pek çok şiirin temeli o zaman atıldı. Şiir okuma konusunda çok büyük destekleri oldu.

LİSEDE ŞİİR OKUYARAK BAŞLADIM

Lise yıllarında şiir yarışmalarında dereceler almaya da başlamışsınız. Bu başarılar şair olacağınızın ilk işaretleri olsa gerek…

Evet, liseli yıllarda önce şiir okuyarak başladım. Sonra, güzel okumalarımdan ötürü etkilenen öğretmenlerim, “Okuduğun şiirler gayet iyi. Dünya ve Türk edebiyatının en özel şiirleridir. Ama sen kendi şiirlerini de yazabilirsin.” diyerek teşvik ettiler. Ben de o sıralar yapılan yarışmalara katılarak ödüller kazandım. Örneğin, daha lisedeyken Tercüman gazetesinin düzenlediği şarkı sözü yarışmasında birinci oldum. Daha sonra, anne konulu bir şiir yarışmasında ödül aldım. Çok popüler ve sanat dünyasında değerli bir yere sahip olan Hayat dergisinin Türkiye genelinde düzenlediği herkese açık bir yarışmada yine dereceye girdim. Bütün bunlar liseli yıllarımda oldu. Hayatım giderek şiirle iç içe geçti. Yazdığım sözlerin bestelenmesi için de büyük çabalar sarf ettim.

MÜZİKTE EFSANELERLE TANIŞTIM

Liseden sonra ağabeyiniz dolayısıyla Almanya serüveniniz başlıyor. Orada mimarlık eğitimi alıyorsunuz. Son sınıftayken ani bir kararla Türkiye’ye dönüyorsunuz. O günlere dair neler söyleyeceksiniz?

O yıllarda sanat dergilerine yazılar yazıyordum. Annemi kaybedince ve kız kardeşim yalnız kalınca Türkiye'ye dönmek zorunda kaldım. İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Fakültesine kayıt yaptırdım. İstanbul'a yerleşince Türk müzik dünyasında büyük izler bırakan birbirinden değerli, ayakta alkışlanan, efsane olmuş isimleriyle tanışma fırsatı buldum. Önce Selami Şahin'le karşılaştım ve ilk şarkılarımı o besteledi.

Ama hemen ardından sanatçılar ve gazeteciler arasında yapılan bir maçta sevgili Ferdi Tayfur'umuzla yollarımız kesişti. Daha önce de ona şarkılar yazmıştım ama çok fazla bir araya gelmemiştik. Yıl 1983'tü. Bir otel lobisinde buluştuğumuz merhum arkadaşım Ferdi Tayfur ile dostluğumuz daha da pekişti. Sonra o, hayatı boyunca bir ağabeyim, hatta büyük ikiz kardeşim oldu. Hep böyle benimsedim. Bugün de onu rahmetle, minnetle ve hasretle anıyorum.

ŞİİR ADETA KARA SEVDAM OLDU

Zeki Müren’den Emel Sayın’a, Ferdi Tayfur’dan İbrahim Tatlıses’e kadar Türkiye’nin en ünlü sanatçılarına yaklaşık 2 bin şarkı sözü verdiniz. Ayrıca 12 şiir kitabınız ve 14 şiir albümü çalışmanız bulunuyor. Şarkı sözü yazmadığınız bir sanatçı var mı?

Ülkemin bütün sevilen sanatçılarıyla çalışmanın onurunu yaşadım. Bu da benim idealimdi. Hayata tek bir şarkıyla yola çıkmıştım. Ama o kadar çok sevdim ki; edebiyat dünyasındaki bu serüvenim, bir sevda olmaktan çıktı, adeta kara sevdam oldu.

Ülkemin bütün popüler ve çok seçkin isimleriyle çalıştım, hâlâ da çalışmaktayım. Hemen hemen her tarzda eserler verdim. Belki de mimarlığımın getirdiği en büyük avantaj, farklı alanları bir araya getirebilme becerisiydi. Arabesk, Türk sanat, ağıt, serenat, taverna, popüler ve özgün müzik; hangi türü sayarsanız sayın, hepsinde başarılı şarkılar yaptım. En büyük şansım da gerçekten çok acılı, sancılı ama bir o kadar da verimli bir kuşağın içinde yer almaktı. Her şeyden öte, ülkemizin belki de en üretken yıllarında yaşamış olmam bana ciddi katkılar sağladı.

Bir yanda Zeki Müren, Emel Sayın, Muazzez Abacı, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, Orhan Gencebay ve Müslüm Gürses; diğer tarafta Ümit Besen, Cengiz Kurtoğlu, Ferdi Özbeğen, Ahmet Kaya ve Fatih Kısaparmak gibi özgün müzik yapan sanatçılar... Bugün ise rap müziğin temsilcileri var. Yani bizim kuşak adeta bir maskeli balo gibiydi. Bir dönem arabeskin fırtına gibi estiği yıllar yaşadık. Sonra Türk sanat müziğinin çok fazla sevildiği günler geçirdik. Ardından halk müziğinin çok popüler olduğu zamanlar oldu. Taverna müziği, aranjman ve devamında pop müziğe dönüşen müzik akımları derken, bütün bu süreçlerin içinde yer aldık. Hepsinde de sanatçılarla yan yana, can cana ve kol kola yürümenin mutluluğunu yaşadım.

SÖYLENMEMİŞLERİ GÖNÜLLERE SUNDUM

Peki, bu kadar geniş yelpazedeki sanatçıya hitap etmenizin sırrı nedir? Nasıl şiirler yazıyorsunuz ki bu ilgiyi görüyorsunuz?

Her sanatçının, her eser sahibinin yaşadığı ülkenin toprağını, iklimini çok iyi müşahede etmesi gerekir. Ben en çok gözlemci yanımı geliştirdim. Çünkü bakmak önemli değildir; marifet iyi görebilmektir. Ben insanların en derin kuyularına kadar inen hislerini, duygularını seçmeye çalıştım. Onların içinde söylenmemiş, yan yana gelmeyen hangi kelimeler varsa alıp sevdiklerimin gönül sofrasına sunmayı hep hedefledim. Dolayısıyla iyi bir gözlemci yanıma bir de realist ve romantik yönümü ekledim. Yani “Gökten yıldızları koparacağım, gel ne olur” ifadesini kullanmam. Çünkü gökten yıldızları koparamayacağımı bilirim. Veya “Saçının bir teline ömrümü vereceğim” demem. Çünkü bir kuaför salonuna gitsem milyonlarca saç teli bulabilirim. Böyle bir abartıya gerek yok diye düşünürüm.

HAYAT BENİ HİÇ YANILTMADI

“Ben işte gidince anladım aşkın yalanmış. Bu yalan kalbimi yaktı sevgilim” dedim veya bir şarkımda “Senden bir hatıra bana bu şarkı.” söyledim ki hatıraların ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Hayat beni hiç yanıltmadı. Gün geldi sevgili Ferdi Tayfur’umuzla bir sabahçı kahvesinde buluştuk. Öyle bir an geldi ki insanlara açıklamadığı sorunlarını “Bana sor yalnızlığı, ayrılığı bana sor.” diye haykırdık. Günün birinde gözlerin yalan söylemediğini bildiğim için bir Emel Sayın şarkısında, “Gözler kalbin aynasıdır.” dizelerini kaleme aldım. Kimi zaman şiir gibi başlayan aşkların romana dönüştüğünü ve sonrasında çoğu kez sadece iki satırlık hikâye olarak kaldığını bildiğim için “Seninle aşkımız eski bir romandı.” gibi bitirdim şarkıları. Bazen “Artık ne duamsın ne bedduamsın.” diye dile getirdim. Ama Zeki Müren’e yazdığım 26 dakikalık “Kahır Mektubu” adlı bir şarkı vardı ki, hayatımdaki en önemli eserlerden biriydi. Çünkü ilk defa böyle bir şarkı yapıldı. Bu kadar uzun süreli ve ikincisi olmadı. Dolayısıyla böyle yapılmamışları, ezber bozmayı seviyorum.

ÇOK AYRICALIKLI BİR SANATÇIYDI

Ferdi Tayfur için ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü Ferdi Tayfur'la 40 senelik bir arkadaşlığınız, dostluğunuz var. Ferdi Tayfur'la ilgili neler söyleyeceksiniz?

Evet abilik, kardeşlik, her şey var… İşte onun için roman yazmam lazım. Önce şunu belirteyim. Bir daha böyle bir sanatçının gelebileceğine fazla ihtimal veremiyorum. Çok ayrıcalıklı ve duyarlı bir şahsiyetti. Bir arkadaş ve ağabey olarak başkaydı. Oldukça şefkatli ve merhametli bir babaydı. Kısacası emsalsiz bir insandı. Ama en güzel tarafı, samimi ve mütevazı oluşuydu. Bütün büyük şöhretine rağmen alçak gönüllü yaşamayı tercih etti. Belki de bunun için efsaneleşti. Bu ülkede, hatta dünyada, bir tek şarkıyla şımaran sanatçıları yakından izliyoruz. O ise onlarca şarkı yazarak, milyonlarca insanın kalbine girerek yine sade yaşamı ve örnek olmayı yeğledi. Babasız büyüyen bir adamın bütün sevenlerine “baba” olması, herhâlde ayakta alkışlanacak bir davranıştır. O, her zaman hem öğrenciydi hem de öğretmendi. Okuma yazmayı belki geç öğrendi. Fakat daha sonra herkese okuryazar olmanın ne kadar önemli olduğunu anlattı. Dolayısıyla yaşamı boyunca bence çok güzel bir örnekti. Bugün değerini daha da iyi anlıyoruz. Çünkü hayat hep böyledir. Gittikten sonra daha çok kucaklıyoruz, gidenlerimizi. Tabii onun da yarım kalan hayalleri vardı. Ama ne mutlu ki bugün o yarım kalan düşleri sevenleri tarafından yerine getiriliyor. İşte bunlardan biri de 2025’te açılışı yapılan Adana’nın Sarıçam ilçesindeki Ferdi Tayfur Sanat Merkezi ve Müzesi’dir. Burada emeği geçen birbirinden değerli isimleri saygıyla anmak isterim. Bunların başında, bu müzenin hayata geçmesi için desteklerini esirgemeyen Sayın Devlet Bahçeli’ye, Sarıçam İlçe Belediye Başkanımız Bilal Uludağ’a ve ekibine teşekkür etmek isterim. Ayrıca Ferdi Tayfur’un tüm sevenleri ve yakınları da müzenin daha da güzelleşmesi için ellerinden geleni esirgemiyor. Sizler de bir anlamda kültür elçiliği yapıyorsunuz. Hepinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

GERÇEK AŞKIN TERAZİSİ AYRILIKTIR

Sanat yaşamınızda sıklıkla "Ben ayrılıkların şairi, Yalnızların ozanıyım. Sen, sen masallar okurken daha, Ben acıların yazarıyım.” dizelerine vurgu yapıyorsunuz. Aşk, ayrılık ve yalnızlık kavramları eserlerinizde önemli bir yer tutuyor. Bu kavramlar sizin için ne ifade ediyor?

Aslında yalnız ben değil, bütün yazarlar, edebiyatçılar ve romancılar en güzel eserlerini ya sürgünlerde ya hapishanelerde ya da ayrılıklarda yazmışlar. Dolayısıyla ayrılık deyip geçmemek gerekir. Aşkın terazisi, yani sevginin ölçüsü bence ayrılıktır. Şunu söylemek istiyorum: Araya mesafe girmeden ne kadar özlediğinizi ve sevdiğinizi anlayamazsınız. Ama bunu illa “ayrılın” anlamında da söylemiyorum.

Ayrılıklar iyi bir öğretmendir. İnsanı çok daha olgunlaştırır. Ayrıldığınızda özleminizi, duygularınızı, sevginizi daha iyi ölçersiniz. Keşke ayrılık olmasaydı; ama ayrılıklar gerçek sevgiyi ateşler, yalan sevgileri ise söndürür, yok eder. Onun için ayrılığın böyle bir yanı vardır.

YALNIZLIK ŞAİRLERİN HAZİNESİDİR

Yalnızlık şairlerin en büyük hazinesidir. Çünkü bütün eserler, gördüğünüz güzellikler ve özellikle sanatsal üretimler hep yalnızlıkta çiçek açmıştır. Yalnızlık çok özel bir duygudur. Şiir, dünyanın en kıskanç sevgilisidir; yanında ikinci, üçüncü kişiyi istemez.

Eğer ben bir şey yazacaksam, yalnızlığımı koluma takar, en ıssız adaya gider, öyle yazarım. Dolayısıyla yalnızlık ve ayrılık kavramları önemlidir. Fakat en iyisi bu yalnızlık ve ayrılığın içinde mutluluğa giden yolu seçebilmektir.

BU TOPRAKLARA GÖNÜL BORCUM VAR

50. sanat yılınızı Adana’da düzenlenen konserle kutluyorsunuz. Memleketinizde sevenlerinizle buluştuğunuz bu etkinlik sizin için hangi anlamları taşıyor?

Zaten başka bir şey asla olamazdı. İnsan, doğduğu topraklara borçludur. Dolayısıyla önce dünyaya geldiği şehre, gözlerini açtığı bahçeye, var olduğu iklime borcunu öder. Benim de bir gönül borcum vardı. Şiiri, aşkı ve insanı bu şehirde tanıdım. Bu kent beni olgunlaştırdı, pişirdi, yetiştirdi. Bu nedenle burada aldığım nefesi başkalarına da taşımam gerekiyordu. Benden sonra yeni Ahmet Selçuklar ortaya çıkması için… Ya da özlemini çektiğim isimler gibi; Yaşar Kemaller, Ferdi Tayfurlar, Orhan Kemaller yetişebilsin diye… İnsan önce kendi toprağının ve ikliminin bahçesinde çiçek açmalı diye düşünüyorum. Ben de bu hassasiyeti gösterdim. Ancak inanıyorum ki bu bereketli topraklarda daha nice şairler ve yazarlar çıkacaktır. Sizin de çok güzel sorularınız için teşekkür ediyorum.

Ahmet Bey, bu güzel söyleşi için ben de içtenlikle teşekkür ederim.



Diğer Fotoğraflar