‘Demokratik eğitimin yılmaz savunucusu olmaya devam edeceğiz’
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Cudi İmrek, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevde geçirdiği 3 yılı değerlendirdi, “Okullar, çocukların özgürce düşünebildiği, sorgulayabildiği, bilimsel bilgiyle buluşabildiği kamusal eğitim kurumları olmaktan çıkarılmakta; tarikat, cemaat, vakıf ve dernek protokolleri üzerinden dinselleştirme ve ideolojik kuşatma alanına dönüştürülmektedir. Tekin, eğitim alanında yaşanan dönüşümün en açık uygulayıcılarından biri olmuştur” dedi.
İmrek, açıklamasında özetle şunları dedi:
“Bakan Tekin’in görev süresi boyunca eğitim emekçileri, öğrenciler, veliler, sendikalar, bilim insanları ve demokratik kamuoyu yok sayılmış; eğitim politikaları katılımcı, bilimsel ve demokratik süreçler işletilmeden tepeden inmeci yöntemlerle hayata geçirilmiştir. Sendikamızın ve eğitim bileşenlerinin tüm uyarılarına kulak tıkanmış; eğitim alanı, mensubu olduğu siyasal iktidarın ideolojik ajandasına göre yeniden düzenlenmek istenmiştir.
Bu ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve dayatmacı politika ve uygulamalar, eğitim sisteminde ağır tahribatlar yaratmıştır. Bugün okullarımızda derinleşen eşitsizlikler, artan dinselleştirme uygulamaları, öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması, müfredatın bilimsel içeriğinin zayıflatılması, kamusal eğitimin piyasa ve vakıf-cemaat ilişkilerine açılması bu dönemin en somut sonuçlarıdır.
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, göreve geldikten sonra katıldığı ilk TBMM bütçe görüşmelerinde tarikat ve cemaatlerle yapılan protokolleri savunmuş; bu yapıları “sivil toplum kuruluşu” olarak tanımlayarak “Onlarla protokol yapmaya devam edeceğiz” sözleriyle laik eğitim ilkesine açıkça meydan okumuştur. Bakan Tekin, bir soru önergesine verdiği yanıtta Bakanlığın vakıf ve derneklerle imzaladığı protokol sayısının 672 olduğunu açıklamıştır. Ancak protokol imzalanan kurumların yalnızca bir kısmının isimleri kamuoyuyla paylaşılmış; başta Ülkü Ocakları olmak üzere çok sayıda dini vakıf, dernek ve yapı ile yapılan protokoller ısrarla gizlenmiştir.
Bu tablo, eğitim alanının kamu yararı ve bilimsel ölçütler yerine, siyasi iktidarın ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirildiğini açıkça göstermektedir. Okullar, çocukların özgürce düşünebildiği, sorgulayabildiği, bilimsel bilgiyle buluşabildiği kamusal eğitim kurumları olmaktan çıkarılmakta; tarikat, cemaat, vakıf ve dernek protokolleri üzerinden dinselleştirme ve ideolojik kuşatma alanına dönüştürülmektedir.
Bakan Tekin’in görev süresi boyunca eğitim sistemine yönelik en tehlikeli uygulamalardan biri ise eğitim sendikalarının, akademisyenlerin, bilim insanlarının, velilerin ve eğitim emekçilerinin görüşü alınmadan; pilot uygulama yapılmadan hayata geçirilen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli olmuştur. Yeni müfredatla eğitimin içeriği boşaltılmış, “sadeleşme” adı altında evrim teorisinden rasyonel düşünceye, bilimsel yöntemden eleştirel akla kadar pek çok temel başlık ya zayıflatılmış ya da müfredatın dışına itilmiştir.
“Tek tip nesil” yetiştirme hedefiyle hazırlanan bu model, evrensel değerlerin, çocuk haklarının, demokrasi kültürünün ve bilimsel eğitimin yerine dini ve milli referansları merkeze alan bir anlayışı koymaktadır. Bu yönüyle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, nitelikli eğitim hakkına vurulmuş ağır bir darbe olduğu kadar, eğitim emekçileri açısından da yoğun angarya, belirsizlik ve baskı anlamına gelmektedir.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevdeki ilk üç yılı; eğitim emekçilerinin yoksullaştığı, angarya çalıştırma ve fiili sürgün politikalarının hayata geçirildiği, milyonlarca öğrencinin bir öğün ücretsiz yemek ve temiz suya muhtaç edildiği; tarikat ve cemaatlerle yüzlerce protokolün imzalandığı, okulların hijyen sorunlarıyla ve personel yetersizliği ile boğuştuğu, eğitim sisteminin bir taraftan piyasalaştığı, diğer taraftan “Tek din tek mezhep” anlayışı üzerinden yeniden biçimlendirilmek istendiği koyu karanlık bir dönem olmuştur. Eğitimin amacı siyasi iktidarın ideolojik arka bahçesini inşa etmek ya da sermayeye bedava iş gücü devşirmek değildir.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın sosyal medya hesaplarında yüksek bütçelerle hazırlatılan propaganda amaçlı videolar, eğitimde yaşanan yapısal çöküşü gizlemeye yetmemektedir.
Gerçek bir eğitim reformu; kurumsal videolarla parlatılan görselliğin propaganda aracına dönüştürülmesiyle değil, kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve ana dilinde eğitimin tüm okullarda somut olarak yaşama geçirilmesiyle mümkündür. Bakanlığın süslü söylemleri ve “başarı” anlatısı, toplumun önüne konulmuş bir “Maarif Masalı” olmaktan öteye geçmemektedir.
Eğitim Sen olarak bizler; eğitim emekçilerinin örgütlü gücüne, velilerin ve öğrencilerin eşit, özgür ve nitelikli eğitim hakkına dayanarak, bu masalın karşısına gerçekleri koymaya ve örgütlü olduğu tüm okullarda ve işyerlerinde laikliğin, bilimin, kamusal ve demokratik eğitimin yılmaz savunucusu olmaya devam edeceğiz.”