Şarkılarımla yüreklere dokunuyorum!

 

RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN

========================

Kendine özgü yorumu ve çalışmalarıyla Türk müziğinin usta isimlerinden Hakkı Bulut ile söyleşimize devam ediyoruz. 64 yılı aşan sanat yaşamında unutulmaz bestelere imza atan ünlü sanatçı Hakkı Bulut, “Yazdığım sözlerin benzerini yazabilecek sanatçılar oldukça nadirdir. Öyle konulara değiniyorum ki toplumun bütün kesimlerinin duygularına tercüman oluyorum. Şarkılarımı dinleyen sevenlerim bazen evleniyor, ayrı düşenler yeniden kavuşuyor. Düğünlerinde benim parçalarımı seslendiriyorlar. Yani hayatın içinden gelen, insanların yüreğine dokunan eserler üretiyorum.” ifadelerini kullanıyor.  

Zirveye çıkmak kadar orada kalmak da önemlidir. 64 yılı aşan sanat yaşamınız boyunca zirvede kalmayı nasıl başardınız?  

ÇOK FARKLI SÖZLER YAZIYORUM

Her şeyden önce çok farklı sözlerin sahibiyim. Yazdığım sözlerin benzerini yazabilecek sanatçılar oldukça nadirdir. Öyle konulara değiniyorum ki toplumun tüm kesimlerinin duygularına tercüman oluyorum. Şarkılarımı dinleyen hayranlarım bazen evleniyor; ayrı düşenler yeniden kavuşuyor. Düğünlerinde parçalarımı seslendiriyorlar. Yani hayatın içinden gelen, insanların yüreğine dokunan eserler üretiyorum. Herkes derdini anlatmıştır ama kimse “Ben Buyum” dememiştir. Burada bir gelenek ve göreneğe dikkat çekiyorum: Eğer birisi sizi sevmek istemiyorsa “Zorla beni sevin.” diyemezsiniz. Böyle dediğiniz anda insanlık bitmiş olur. “Ben köylüyüm” derken aslında Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu anlayışı en güzel şekilde dile getirmiştir: “Köylü milletin efendisidir.” Bu sözleriyle köylünün ne kadar büyük bir değer olduğunu vurgulamıştır. Ben de yapıtlarımda o kıymeti aktarmaya çalışıyorum.

GÜLE GÜLE DİYEBİLMELİSİNİZ

Son olarak bestelediğim “Demem O Ki” adlı şarkıda da insanlara (haddim olmayarak) birtakım önerilerde bulunuyorum: Birileri sizi sevmiyorsa ona şiddet uygulayamazsınız. “Ya benimsin ya kara toprağın” anlayışı Orta Çağ zihniyetidir. Eğer hayalini kurduğunuz kişi sizi sevmiyorsa “güle güle” diyebilmelisiniz. Eserlerimde bu tür toplumsal mesajlara yer veriyorum. Sanatımla insanlara örnek olmaya ve yol göstermeye çaba gösteriyorum. Bu yüzden şarkılarım çok beğeniliyor. Özetle farklı sözler yazıyorum; piyasadakilerin hiçbirine benzemiyor. Başkalarının anlattığı şekilde yorumlamıyorum.

SANATÇILARI DETAYLI ARAŞTIRDIM

Dillere destan parçalarınızı kaleme alırken nasıl bir araştırma ve hazırlık sürecinden geçiyorsunuz? İlham kaynaklarınız nelerdir?

Müzik altyapım elbette doğup büyüdüğüm memleketimden beslenmiştir; ancak (daha önce de belirttiğim gibi) babamın üzerimdeki etkisi çok büyüktür. Babam, Atatürk döneminde eğitmenlik yapmıştı. İyi hatırlıyorum; o bölgede çocuklara ders verirdi. Aynı zamanda güzel bağlama çalardı. Hele deyişleri okuduğunda farklı ve yanık bir sesi olurdu. Ondan çok şey öğrendim. Daha sonra kendimi geliştirdim. Türkiye’de, hatta dünyada halkın çok sevdiği sanatçıları detaylı biçimde araştırdım; ne yapmışlar, nasıl üretmişler diye… Örneğin, 11. yüzyılda İran’da yetişmiş astronom, bilim insanı ve şair Ömer Hayyam’dan Yunus Emre’ye kadar tarihe mal olmuş pek çok önemli ismi inceledim. Şiirlerinde ne söylediklerini ve insanlığa nasıl seslendiklerini anlamaya çalıştım. Böylece güçlü bir müzik birikimiyle sanat hayatımda ilerledim.

NE ADRESİM VAR NE DE KİMLİĞİM

Şarkılarınızda aşk, sevgi, acı, hasret, özlem, dert ve çile gibi pek çok duyguya yer veriyorsunuz. Bu duygular arasında sizin için daha özel olan ya da üzerinde özellikle durmayı tercih ettiğiniz temalar var mı?

Bu duyguların hepsini içimde güçlü bir şekilde yaşarım. O an hangisi beni daha çok etkiliyorsa, eserlerimi o duygu üzerine kurgularım. Mesela, şu anda üzerinde çalıştığım şarkının öyküsü şöyledir: Bir zamanlar sevip ayrıldığım bir kadın, yıllar sonra beni görmeye geliyor. Ona, “Ne adresim var ne de kimliğim…” diyorum. Yani sevdiğiniz biri gidip günün birinde geri döndüğünde, “Geldiğin sokaklarda karşılaştığın kişi artık eski ben değil.” demek istiyorum. O duyguyu sanki ben yaşıyormuşum gibi dile getiriyorum.

AİLEMDE BİR KISKANÇLIK OLMAZ

Peki, bunları yaparken aileniz kıskançlık duymuyor mu?

Hayır. Hatta eşim de kızlarım da bunları severek ve keyifle dinlerler. Yani aramızda bir kıskançlık durumu oluşmaz.

DÜNYADAN YILDIZLARA

Eşiniz en çok hangi şarkılarınızı beğeniyor?

Evet, eşimin çok sevdiği şarkılarım var. Mesela “Dünyadan Yıldızlara Söylenecek Şarkısın” adlı eserimi çok beğenir.

Saçından yüzüne düştükçe yıldızlar

Mehtapta parlayan ışığım sensin

Çözme kollarını dolamışken boynuma

Ömrümce aradığım mutluluk sensin

***

Dünyadan yıldızlara söylenecek şarkısın

Dilim dudağımda bitmez nağmesin

Kâinat durdukça bu aşk söylenecek

Ruhuma can veren her zerremde sensin

***

Gökkuşağı mutluluğun simgesi derler

Sen beni kuşatan on yedi renksin

***

Dünyadan yıldızlara söylenecek şarkısın

Dilim dudağımda bitmez nağmesin

Kâinat durdukça bu aşk söylenecek

Ruhuma can veren her zerremde sensin

BÖYLE Mİ OLUR SEVEN

Eşiniz Saadet Hanım için yazdığınız bir parça var mı?

Eşim için “Böyle mi Olur Seven?” diye başlayan bir şarkım var.

Bunca zaman gittin, günler ay oldu

Ne mektubun geldi ne de haberin

Ektiğin çiçekler açtı, kurudu

Derdinden ölsem olmaz haberim

Böyle mi olur seven?

ŞARKILARIMIN OKUNMASI BÜYÜK ONUR

Şarkılarınızın önemli bir kısmının diğer sanatçılar tarafından da seslendirilmiş olması nasıl bir duygudur?

Düşünün, sadece “İkimiz Bir Fidanız” adlı parçamı 272 farklı sanatçı okunmuş. “Kul Hatasız Olmaz”ı ise en az 50 sanatçı yorumlamış. Yani tek bir şarkım bile yüzlerce sanatçı tarafından seslendirilmiş. 300’ün üzerinde sanatçının eserlerimi tercih etmiş olması, tabii ki benim için büyük bir gurur. En büyük onur da şudur: Sanatçı arkadaşlarım sahneye çıktıklarında, “Söz ve müzik Hakkı Bulut’a aittir.” dediklerini duymuş olmaktır. Bunu duyduğumda seviniyorum; ancak bu şekilde anılmadığında da üzüldüğüm oluyor. Nitekim bu nedenle bazı sanatçılarla ilgili kırgınlıklar yaşadım ve yeniden okumak istediklerinde eserlerimi vermedim.

İBRAHİM TATLISES’İN YERİ BAŞKA

1970’li yıllarda İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay gibi isimlerle başlayan arabesk rüzgârının öncüleri birer birer aramızdan ayrılıyor. Bu efsanevi kuşağın yaşayan ve hâlâ sahnede olan nadir temsilcilerinden biri olarak, sizce arabesk müzikte bir dönem sona mı eriyor?

Vallahi kimin ne zaman ne çıkaracağını kestirmek mümkün değil. Geleceği bugünden bilemeyiz. Ancak bizim tarzımızda yeni birinin çıkması için farklı bir üslup yaratması lazım. Böyle farklı bir tarz oluşturulursa belki bir şeyler değişebilir. Fakat ben bu saydığınız arkadaşların hepsinden kiminden beş, kiminden altı yaş büyüğüm. Yani bana göre daha gençler. İbrahim Tatlıses benim için ayrı bir yerdedir. O beni çok sever, ben de onu çok severim. Kendisini çok takdir ederim. Bugün Türkiye’deki müzik dünyasına gelmiş en kaliteli ses, en kaliteli yorumcudur. Onun dışındakilerin hepsine de saygı duyarım. Hayatını kaybedenlere rahmet, yaşayanlara ise sağlık, mutluluk ve başarılar dilerim.

KİMLERİ SAYAYIM, BİLEMİYORUM

Mesela çok sevdiğim hemşehrim Seyfi Doğanay vardı; mekânı cennet olsun. O benim çok iyi bir dostumdu. Yine Yıldız Tilbe, anne tarafından bize çok yakındır. Bunun yanı sıra, uzun yıllar şarkılarımı başarıyla seslendiren çok sevdiğim Sezen Aksu, Muazzez Ersoy, Zerrin Özer, kız kardeşi (merhume) Tülay Özer, Yusuf Harputlu, Hülya Bozkaya, Yağız ve Rojin gibi aklıma ilk gelen pek çok isim var. Daha kimleri sayayım, bilemiyorum…

BEN BİLE KENDİME ŞAŞIRIYORUM

Albümlerinizi dinliyorum. Maşallah sesinizin kalitesinden hiç değişiklik yok. Sesinizi korumak için neler yapıyorsunuz?

Ben bile kendime şaşırıyorum. Çünkü sahneye çıkıp üç saat boyunca, örneğin “Ben Buyum” şarkısını yaklaşık 25 yıl önceki tonda söyleyebiliyorum. O dönemde (mi) karar sesinde okumuştum, hâlâ aynı seviyede devam ediyorum. “Son Mektup”u (do), “Güzel Alsın Canımı”yı (fa) karar sesinde yorumlamıştım; şimdi de benzer şekilde seslendiriyorum.

YÜKSEK SESLE PROVA YAPARIM

Sesimi korumak için özel bir formülüm yok. Tek yaptığım, sahneye çıkmadan bir–iki gün önce mutlaka yüksek sesle prova yapmaktır. Aracımda camları kapatırım (ses dışarı çıkmasın diye) ve yüksek tonda şarkılarımı okurum. Böylece sesim ve boğazım her zaman açık kalır. Nitekim bir kez bunu yapmadığımda cezasını çektim. Bir televizyon programına sabah saatlerinde, hiç prova yapmadan çıktım. Şarkı söylemeye başladığımda sesim dalgalanmaya başladı. O vakit eksikliğimin ne olduğunu anladım. Yaklaşık 40 yıldır, bu prensiple sesimi koruyorum.

KENDİMİ BEĞENMİŞLİK YAPMAM

Bu kadar ünlü olup mütevazı bir yaşam sürdürmek gerçekten büyük bir erdem. Ayrıca kıymetli eşiniz Saadet Hanım ile 63 yıllık mutlu bir evliliğiniz var. Bunca yıl bu dengeyi nasıl korumayı başardınız?

Her yerde mütevazılığımı korurum. Çünkü insanların sevgisini içimde hissediyorum. Sokağa çıktığım anda sevenlerim gelir, bana sarılır. Çocukları varsa kucağıma verirler; öperler, fotoğraf çektirirler. Ben de bundan asla erinmem. Kimseye tepeden bakmam. Halkın karşısında kendimi beğenmişlik yapmam. Herkesle kendimi eşit görürüm. Sadece mesleğim farklıdır. Sahneye çıktığımda sanatımı en güzel şekilde icra etmişsem, bundan büyük mutluluk duyarım.

BÖYLE GELDİK, BÖYLE GİDECEĞİZ

Dolayısıyla insan ayrımı yapmam. Caddeyi ve sokağı bırakınız; girdiğim apartmanda bile herkesle selamlaşırım. Komşularıma iyi dileklerimi sunar, onlardan da cevap alırım. Geçmişte İstanbul’da bir apartmanda oturuyordum. Genelde insanlar birbirine resmî davranıyordu. Kimse kimseye “Allahaısmarladık” ya da “güle güle” demiyordu. Ben bunun tersini yaptım. Kimi gördüysem “Merhaba bacım, merhaba abla, merhaba kardeş; nasılsınız, iyi misiniz?” dedim.  Bir yıl sonra apartmanda herkes aynı duygularla hareket etmeye başladı. Apartman sakinleri karşılıklı “İyi günler efendim, iyi çalışmalar” demeye veya bir hastalık anında birbirine koşup yardım eder oldu. Biz böyle geldik, böyle gideceğiz…

ÖDÜLLERİ KOYACAK YER KALMADI

Bugüne kadar kaç kaset, plak ya da albüm yaptınız? Hangi ödüllere layık görüldünüz. Ayrıca biraz da sinema filmlerinizden bahsedebilir misiniz?

Bugüne kadar yüzerce kaset, plak ya da albüme imza attım. “Ben Buyum”, “Ben Köylüyüm”, “Dokunmayın Dünyama”, “İkimiz Bir Fidanız”, “Ne Yapayım”, “İntizarım Var” adlı çalışmalarımla altı kez altın plak ödülüne layık görüldüm. Ayrıca “Son Mektup” ve “Ben Tövbemi Geri Aldım” gibi altın long play (uzunçalar) ödüllerim bulunuyor. Söz ve müziği bana ait olan toplam 65 albüm çıkardım.  Her albümde ortalama 10 şarkı olduğunu düşünürsek, yaklaşık 650 beste yapmışım.

Daha sonra albüm dönemi sona erdi, dijital platformlar ön plana çıktı. Bu süreçte dijital olarak da üretmeye devam ettim. Hatta pandemiden bu yana en az 20 yeni şarkı yazdım. Artık evimde aldığım ödülleri koyacak yer kalmadı. Öte yandan 12 sinema filminde rol üstlendim. 1978 yapımı ‘Seven Unutmaz’ filmi gösterime girdiğinde, insanlar izlemek için uzun kuyruklar oluşturmuştu. Bunun yanı sıra “Ben Tövbemi Geri Aldım”, “Dokunmayın Dünyama”, “Seven Kıskanır”, “Sabır Ey Gönül”, “Güzel Alsın Canımı” ve “Ah İstanbul” gibi başka filmlerim de var. 

Röportaj devam edecek…

 

 



Diğer Fotoğraflar