Âşıkların sırrı sazın göğsünde saklıdır!

 

RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN

=======================

Henüz 10 yaşımda bir çocukken bağlamayla tanıştım. Doğup büyüdüğüm köyde az sayıda evde saz vardı. Bu yüzden çok kıymetliydi. Büyük ağabeyimin, ortanca ağabeyime ortaokulu bitirmesi nedeniyle aldığı ve evin başköşesinde asılan, genellikle kılıfı içinde tutulan sazı, ailenin en küçük bireyi olarak gizli gizli çalıyordum. Notaları bilmeden ya da herhangi bir müzik eğitimi almadan, merak duyduğum sazı kısa sürede kendi kendime öğrendim. O yıllarda pilli radyomuzdan türküleri dinlerdim.  Evimizin ilk kaset çalarında (teybinde) ise Arif Sağ, Musa Eroğlu, Yavuz Top ve Muhlis Akarsu'nun “Muhabbet” serilerini büyük bir keyifle takip ederdim. Elime geçen ve hâlen kütüphanemde sakladığım Âşık Veysel'in şiirlerini okur ve ezberlerdim. Veysel'in “Güzelliğin On Para Etmez”, “Uzun İnce Bir Yoldayım” ve “Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım (Kara Toprak)” türkülerini bağlamamla sıklıkla seslendirirdim. Yaşamımın ileriki dönemlerinde de Türk halk müziği ve bağlama sevgim hiç eksilmedi. Hâlen evimde amatörce bağlama çalıyorum. Fırsat buldukça, beğendiğim sanatçıların seslendirdiği türkülerle derin duygular yaşarım. Bu sebeple bağlama sanatçılarına ayrı bir hayranlık duyarım.

 

Bağlama virtüözü Erdal Erzincan ile Çukurova Üniversitesi Açık Hava Tiyatrosu'ndaki konseri öncesinde söyleşi yapma şansı yakaladım. Sahne arkasındaki kuliste, dar bir zaman aralığında sorularımı yanıtlayan Erzincan, Pir Sultan Abdal'dan Yunus Emre'ye, Âşık Veysel'e kadar tüm halk ozanlarının sazlarıyla farklı bir dostluk kurduğuna dikkat çekiyor. Usta sanatçı, “Bağlama, dışarıdan bakıldığında üç telli, ağaçtan yapılmış bir enstrüman gibi görünür. Ama taşıdığı büyük bir hikâye var. Anadolu'nun bütün duygusu, düşüncesi, insanların aşkı, sevdası, gözyaşı; her şeyi bu sazın göğsünde gizli. Âşıkların sırrı bu sazın göğsünde saklıdır.” diyor. Söyleşi sonrası sahnede dinleme fırsatı bulduğum Erzincan, sazı ve sözüyle katılımcıları adeta mest etti. Bağlamasını tek başına bir orkestra gibi kullanan, söylerken yaşayan, Âşık Veysel'den Âşık Mahzuni Şerif'e uzanan repertuvarındaki her türküyle gönülleri titreten sanatçı, performansıyla ayakta alkışlandı. Erdal Erzincan, son yıllarda Türk halk müziğinde bağlama geleneğini sürdüren önemli sanatçılardan biri olarak dikkat çekiyor. Arif Sağ Müzik Kursu'nda dersler alan Erzincan, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Türk Musikisi Devlet Konservatuvarına girdi. Burada şelpe tekniği (tezenesiz bağlama çalma) üzerine çalışmalar yapıyor. Ayrıca Arif Sağ ile iki ciltlik Bağlama Metodu adlı kitabı da var.

 

Konserlerinizde de sıklıkla türkülerini seslendirdiğiniz Âşık Veysel, sazıyla kurduğu bağı ve duygularını “Sazım Sen Kal Dünyada” dizeleriyle dile getirmiştir. Peki, siz sazı nasıl tanımlıyorsunuz? 

 BAĞLAMANIN BİR HİKÂYESİ VAR

Âşık Veysel'in saz tanımlaması çok önemli. O duygular sadece Veysel'e ait değil; Pir Sultan Abdal'da ve Yunus Emre'de de bu var. Bütün âşıkların ve halk ozanlarının sazıyla bir yakınlığı, bir dostluğu söz konusu. Bağlama böyle dışarıdan bakıldığında üç telli; işte ağaçtan yapılmış bir enstrüman. Ama taşıdığı büyük bir hikâye var. Anadolu'nun bütün duygusu, düşüncesi, insanların aşkı, sevdası, gözyaşı; her şeyi bu sazın göğsünde gizli. Âşıkların sırrı bu sazın göğsünde saklıdır. Bundan dolayıdır ki âşıklık geleneğinin büyük halk ozanı Veysel, şöyle diyor:

Ben gidersem sazım sen kal dünyada

Gizli sırlarımı âşıkâr etme

Lâl olsun dillerin söyleme yâda

Garip bülbül gibi ah u zâr etme

 **********

Gizli dertlerimi sana anlattım

Çalıştım sesimi sesine kattım

Bebe gibi kollarımda yaylattım

Hayâl-i hatır et beni unutma

DUYGULARMA TERCÜMAN OLMUŞ

Sırlarını sazına verdiğini düşünüyor. Onunla bir dostluk kurduğuna gönülden inanarak bunları söylüyor. Biz de o âşıkların gizli sırlarını çaldıkça, çaldıkça, çaldıkça duyumsayabiliyor ve hissedebiliyoruz. Benim de sazımla olan ilişkimde aynı duygular geçerli. Sanki Veysel Baba benim duygularıma, düşüncelerime tercüman olmuş gibi.

Pir Sultan Abdal'ın şu dizelerinde de benzer duyguyu görürüz:

Gel benim sarı tamburam,

Sen ne için inilersin?

Içim oyuk, derdim büyük,

Ben anın'çin inilerim

**********

Koluma taktılar teli,

Söyletirler bin bir dili,

Öldüm ayn-ı cem bülbülü,

Ben anın'çin inilerim.

Pir Sultan sazıyla konuşurken sanki benim sazımla olan diyaloğum gibi ilerliyor.

BAĞLAMA GÜÇLÜ BİR ENSTRÜMAN

1980'li yıllardan itibaren Arif Sağ, Musa Eroğlu, Yavuz Top, Muhlis Akarsu ve Ali Ekber Çiçek gibi bağlama ustalarının öncülüğünde önemli bir dönüşüm süreci yaşandı. O sırada bağlama, bugünkü kadar yaygın ve görünür bir çalgı değildi. Ancak bu sanatçıların çalışmaları sayesinde bağlama genç kuşaklara ulaştı. Köylerden kentlere taşındı ve daha geniş kitleler tarafından tanınmaya başladı. Siz o dönemde yaşanan bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yaygınlaşma eğilimi hâlâ devam ediyor mu?

Tabii, aynı süreç devam ediyor. O zor koşullarda bağlama geleneğinin önde gelen temsilcilerinin başlattığı bir hareket vardı. Geleneğin kente taşınması ve orada vücut bulması sağlandı. Daha sonrasında bizler de onların başlattığı bu hareketi devam ettirmeye çalıştık. Şimdi gençlere bakıyorum; gururla bağlamayı taşıyorlar. Bağlamayla ilgili aynı heyecan sürüyor, hatta giderek büyüyor. Çünkü bağlama güçlü bir enstrüman. Veysel'in sırrını taşıyan bir saz. Pir Sultan'ın ve Yunus'un felsefesinin yansıdığı bir çalgı. Dolayısıyla böyle gücü olan bir müzik aletinin yaşamaması mümkün değil. Doğa bir şekilde güçlü olanı ayakta tutuyor. Gençlik de bunun farkında. Bağlamanın gücünün hangi noktada olduğunu biliyor ve ona sahip çıkıyor. Ben bu anlamda çok umutluyum.

HEM GELENEKÇİYİM HEM DE ÖZGÜR

Türkülerinizi bestelerken ya da seslendirirken en çok hangi kaynaklardan besleniyorsunuz? Biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?

Bir tarafım gelenekçi, diğer yanım ise çok özgür. Yaptığım çalışmalarda önce geleneğe sıkı sıkıya bağlı bir şekilde icramı yaparım. Ondan sonra da kendi yaratıcı yönümü, özgürlükçü özelliğimi onun üzerine inşa etmeye çalışırım. O çelişkiden başka bir şey çıkıyor. Ama benim için önce gelenek, sonra yaratıcılığım gelir.

ARİF HOCAYLA BAĞLAMAYI SEVDİM

En çok etkilendiğiniz bağlama icracıları kimlerdir?

Ben bağlamayı Arif Sağ hocayla sevdim. Sonrasında ise muhabbet geleneğinin önemli isimleriyle tanıştım. Musa Eroğlu, Yavuz Top, Muhlis Akarsu, Ali Ekber Çiçek, Feyzullah Çınar, Âşık Veysel ve bu geleneği yaşatan dedelerle zakirler benim müzikal yaşamımda önemli bir yer tuttu. Her yörenin ustalarını dinlemeye ve onların birikiminden yararlanmaya çalıştım. Nida Tüfekçi, Talip Özkan ve Neşet Ertaş gibi üstatları bugün de dinlemeye devam ediyorum. Çünkü onları her dinlediğimde yeni bir şey öğreniyorum.

GÜZEL BİR SİNERJİ YARATTIK

Erdal Bey, bir de yürüttüğünüz çok özel bir çalışma var: Gezici Bağlama Atölyesi Projesi. Bu projeyle köy köy dolaşarak bağlamayı çocuklarla ve gençlerle buluşturmayı, onlara hem müziği hem de bu kültürel mirası aktarmayı amaçlıyorsunuz. Biraz da bu projenin ortaya çıkış hikâyesinden ve bugüne kadar size yaşattığı deneyimlerden söz eder misiniz?

Evet. 2018’de Tunceli ve Erzincan bölgesinde başladık. Altı yıl orada devam etti. Şimdi Erzurum, Kars, Iğdır ve Ardahan illerinde çalışıyorum. Bu yöreyi tamamladıktan sonra farklı bir bölgeye geçeceğiz.

 Ailelerin ve çocukların bağlamaya ilgisini nasıl gözlemliyorsunuz?

İlgi gayet güzel. Herkes katılmak istiyordu. Buradan yetenekli öğrencileri belirleyip onlarla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şöyle söyleyeyim; ilk olarak Tunceli ve Erzincan bölgesinde başladığımızda 300 öğrenci başvurdu. Biz onların içinden tabii ki 20 öğrenciyi seçtik. Benzeri Erzurum bölgesinde de devam etti. Güzel bir sinerji yarattığımızı düşünüyorum.

ÇOCUKLARA SEVDİRMEYE ÇALIŞIYORUM

Bağlamayı daha çok sevdirmek için neler yapmak gerekiyor?

Çocuklara ve gençlere yönelik daha fazla çalışma yapmak lazım. Bu yüzden eğitim çok önemli. Zaten benim Gezici Bağlama Atölyesi Projem de bu amaçla ortaya çıktı. Çocuklara bağlamayı ve bu kültürü aşılamaya, sevdirmeye gayret ediyorum. Bunu ne kadar küçük yaşlarda aktarabilirsek, mayası da o kadar sağlam tutar.

MÜZİK İNSANIN GÖNLÜNE DOKUNUR

Yapay zekâ ve dijital teknolojiler müzik üretiminden dinleme alışkanlıklarına kadar birçok alanı değiştiriyor. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yapay zekâyla yapılan müzikler kısa vadelidir. Müzik, insanın yüreğine, gönlüne dokunan ifade biçimidir. Suni bir şey oraya girmez. Giriyormuş gibi görünür ama bunun kalıcılığı yoktur. İşte dinleyiciler konserlerimize geliyor. Çünkü o duyguyu, o sıcaklığı çok yakından hissetmek istiyor. İnsani olan şeyi kabul ediyor. Yapay zekâyla yapılan müzikte insan yoktur. O yüzden o gönle girmez. Ben bu konuda hiç telaş etmiyorum.

YENİ DUYGULARI KEŞFEDİYORUM

Önümüzdeki döneme ilişkin hedefleriniz ve projeleriniz nelerdir? Bağlama ve halk müziği adına hayata geçirmeyi planladığınız yeni çalışmalar var mı?

Ben devamlı bağlamamla haşır neşirim. Her durumda Anadolu insanının yeni duygularını ve hatıralarını keşfediyorum. Keşfettiğim eserleri paylaştığımda halk da orada dedesinin, ninesinin sırlarını görüyor. Ben böyle düşünüyorum. Öyle inanarak bağlamamı çalıyorum. Konserlerde seyirciyle kurduğumuz bağın ve buluşmanın sebebini de buna bağlıyorum.

ÇUKUROVA ANADOLU’NUN SICAK DAMARI

 Karacaoğlan ve Dadaloğlu gibi büyük halk ozanlarının yanı sıra Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Abidin Dino ve Yılmaz Güney gibi önemli sanatçı ve edebiyatçıların yetiştiği Çukurova, Türkiye'nin kültür ve sanat hayatında çok özel bir yere sahip. Siz Çukurova'nın bu zengin kültürel birikimini ve sanat dünyasına katkılarını nasıl yorumluyorsunuz?

Çukurova çok önemli bir bölge. Saydığınız isimler boşuna buradan çıkmamıştır. Burası Anadolu’nun hem iklimiyle hem de duygusuyla sıcak bir damarıdır. O yüzden Yaşar Kemaller, Orhan Kemaller bu topraklarda yetişmiş ve bize sayısız hikâye aktarmışlardır. Benim geleneksel olarak beslendiğim önemli bölgelerden biri de burasıdır. Çukurova’nın türkülerinden, ezgilerinden ve âşıklarından çokça istifade etmeye çalıştım.

Erdal Bey, konser öncesinde bize vakit ayırıp bu güzel söyleşi fırsatını sunduğunuz için çok teşekkür ederim.

  



Diğer Fotoğraflar