Gazeteci Söküğünü Dikmeyen Terzi Gibidir!

 

RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN

=========================

Usta gazeteci Düzgün Coşkun, söyleşimizin ikinci bölümünde mesleğin sıkıntılarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunuyor. Sektörde yeterli sayıda muhabir çalıştırılamamasından sosyal güvencesizliğe, düşük maaşlardan mesleğin yıpranan ilkelerine kadar pek çok konuya değinen Coşkun, şunları söylüyor: “Halkın sorunlarını gündeme taşıyan gazeteciler çoğu zaman kendi problemlerine çözüm üretemiyor. Bu durum ‘terzinin söküğünü dikememesine’ benziyor. Maaşını zamanında alamayan, asgari ücretin altında çalışan ya da fazla mesaiye rağmen karşılık bulamayan gazeteciler çoğunlukla seslerini duyuramıyor. Basın mensuplarının bu olumsuzluklara karşı birlikte hareket etmesi, sonuç alma ihtimalini artırabilir. Fakat bir kesim mücadele ederken diğerinin sessiz kalması, sorunların aşılmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle basın çalışanları, zorlu koşullar altında mesleklerini sürdürmeye devam ediyor.”

 

AA’nın yanı sıra yerel gazetelerde de uzun yıllar farklı görevlerde bulundunuz. Bugün yerel basının işleyişi habere yaklaşımı ve patronaj yapısı hakkında neler söylemek istersiniz?

YERELDE ÖZEL HABER AZALDI

Yerel ve yaygın basının soruları genel olarak benzerdir. Daha önce de ifade etmiştim. Yerel gazetelerde habercilik adına ciddi eksikliklerden söz edilebilir. Belki ağır bir eleştiri gibi gelebilir; ancak bu önemli bir tespittir. Bunun sebebi aslında oldukça basittir. Beş yerel gazeteyi yan yana koyduğunuzda, neredeyse hiçbirinde özel habere rastlayamazsınız. Çoğunlukla rutin haberler ve basın bültenleri yer alır. Oysa bizim dönemimizde birinci sayfada rutin haberlere geniş yer ayrılmazdı. Özel haberler ön planda olur, rutin haberler daha çok iç sayfalarda kullanılırdı. Bugün ise yerel basında özel habere olan ilgi yok denecek kadar azalmıştır. Elbette istisnalar kaideyi bozmaz. Artık muhabirliğin zayıfladığı konusunda herkes hemfikirdir. Bu noktada yerel gazete yöneticilerinin özeleştiri yapmaları beklenir.

 Peki, bahsettiğiniz bu olumsuz tablonun nedenleri nelerdir?

YETERLİ MUHABİR ÇALIŞTIRILMIYOR

Gazete haber; haber ise muhabir demektir. Maalesef bugün yerel gazetelerde yeterli sayıda muhabir çalıştırılmıyor. Muhabir olmadan özel haber üretmek mümkün değildir. Bu eksiklik, yerel gazeteleri basın bültenlerine ve rutin haberlere yöneltmektedir. Bundan 20–25 yıl önce yerel gazetelerde en az üç muhabir istihdam edilirdi. Hatta yerelden yetişip ulusal basına geçen çok sayıda gazeteci vardı. Bugün ise bu yapı büyük ölçüde çökmüş durumdadır. Artık tek bir editör ya da sayfa sekreteriyle çıkan gazeteler bulunuyor. Ajanslardan gelen ya da basın bültenlerinden alınan haberler, genellikle noktasına virgülüne dokunulmadan olduğu gibi yayımlanıyor.

EKONOMİK YAPI ve PATRONAJ ANLAYIŞI

Bu tablonun temel nedenlerinden biri, ekonomik yapı ve patronaj anlayışıdır. Günümüzde birçok yerde muhabirden yalnızca haber yapması beklenmiyor; aynı zamanda ilan ve reklam işi de yükleniliyor. Oysa gazetecinin asıl görevi haber üretmektir. İlan ve reklam ise ayrı bir uzmanlık alanıdır. Eskiden bu birimler birbirinden ayrılmıştı. Günümüzde ise aynı kişi hem haber yapmakta hem de ilan peşinde koşuyor. Bu süreç ise mesleğin niteliğini düşürüyor.

GÜVENCESİZLİK ve DÜŞÜK ÜCRETLER

Bir diğer önemli sorun da sosyal güvencesizlik ve düşük ücretlerdir. Yerel basında uzun yıllar çalışıp sigortası yatırılmayan birçok gazeteci gördüm. Bu olumsuz koşullar, mesleğe bağlılığı ve motivasyonu önemli ölçüde zedeliyor. Bugün iletişim fakültelerinden mezun olan genç gazeteciler, düşük ücretlerle çalıştırıldığı ve geleceğini göremediği için mesleğe tutkuyla bağlanamıyor. Bu sebeplerle Anadolu’da gazeteler kapanmak zorunda kalıyor.

İnternet ve dijital gazetecilik bu süreci hızlandırmadı mı?

YETERLİ “FİKRİ TAKİP” YAPILMIYOR

Dijitalleşmenin kuşkusuz meslek üzerinde ciddi etkileri vardır. Artık haberler saniyeler içinde dijital mecralarda ve sosyal medyada yayımlanırken, gazetelerde ise ertesi gün yer alıyor. Bu durum, basılı gazeteleri ikinci plana itiyor. Ancak burada yapılması gereken bellidir; özel haberler üreterek ve olayları çok yönlü bir bakış açısıyla ele alarak sorunun üstesinden gelinebilir. Örneğin, bir trafik kazası haberinde sadece “şu kadar kişi öldü veya yaralandı” demek okuyucu için yeterli değildir. Okur, olayın arka planını öğrenmek ister. Bu noktada araştırma ve inceleme devreye girer. İnsan hikâyeleri, detaylar ve neden-sonuç ilişkileri ortaya konmalıdır. Buna gazetecilikte “fikrî takip” denir. Yani bir olayın arka planını, sürecini ve sonuçlarını sürekli ve bağlantılı şekilde izlemek… Ne yazık ki bugün bu anlayış büyük ölçüde kaybolmuştur. Haber, ilk sıcaklığıyla yazılıp ekseriyetle orada kalıyor. Oysa sıcak haberi sunmak kadar, onun devamını getirmek de önemlidir.

Gazeteciliğin zayıflamasında başka hangi etkenler sayılabilir?

GAZETECİ ÇOK OKUYAN KİŞİDİR

Bir başka önemli sorun da gazetecinin kendini yeterince geliştirmemesidir. Her şeyden önce gazeteci çok okumalıdır. Çalıştığım yerlerde birçok muhabirin çantasında kitap görmedim. Kitap okumayan, kendini yenilemeyen ve mesleğin heyecanını hissetmeyen birinin gazetecilik yapması mümkün değildir. Gazeteci; dili, anlatımı ve olayları analiz etme yeteneğini sürekli geliştirmek zorundadır. Haberi anlamak, yorumlamak ve okura doğru şekilde aktarmak için güçlü bir bilgi birikimi gerekir. Muhatabını anlayamayan bir gazeteci, sağlıklı haber de yazamaz. Gazeteci, okurun anlayabileceği bir dil becerisine sahip olmalıdır. Aksi hâlde sadece gelişmiş teknik araçları kullanmak yeterli olmaz.

GAZETECİLİK EMPATİ MESLEĞİDİR

Günümüzde gerek yerel gerekse yaygın gazeteler artık evlere girmiyor. Geçmişte gazeteler aile içinde okunur ve tartışılırdı. Bu alışkanlık önemli oranda kayboldu. Zaten içerikler de istenen düzeyde değil. Sağlık, eğitim ve sosyal hayat gibi alanlarda nitelikli haberler yeterince üretilmiyor. Gazetecilikte bir başka kritik unsur da vicdandır. Bir haberi yazarken sadece gördüğünüzü değil, eksik kalan yönleri de düşünmek zorundasınız. Vicdanınız size “burada eksik var” diyorsa, o haberi tamamlamadan bırakmamalısınız. Gazetecilik bu anlamda bir empati mesleğidir. Kendinizi haberin öznesinin yerine koyabilmelisiniz. Eğer siz o durumda olsaydınız, yazılanların adil olup olmadığını sorgulamalısınız. Sonuçta bir bütün olarak bakıldığında yerel basın ciddi bir kan kaybı yaşamaktadır.

FEKKE’DE ADALET KADINLARA EMANET

Söyleşi sırasında mesleki deneyimlerinizi sahada yaşadığınız anekdotlarla desteklediniz. Yaklaşık 40 yılı bulan meslek hayatınızda paylaşmak istediğiniz başka ilginç anılarınız var mı?

Meslek hayatım boyunca pek çok araştırma ve özel habere imza attım. Bunlardan biri, 1984 yılında Feke’deki 315 yıllık anıt ağacı haberleştirmeye gittiğimizde yaşandı. Dönüşte, orman işletmesinde yemek yerken karşı masada üç hanım oturuyordu. İşletme şefi aracılığıyla tanıştığımızda, birinin cumhuriyet savcısı, diğer ikisinin ise hâkim olduğunu öğrendim. Savcı hanım, beni İskenderun Demir Çelik Fabrikası’ndaki bir olayı araştırırken tanıdığını söyledi; o zamanlar henüz bir hukuk öğrencisiymiş. İzinlerini alarak kendilerini duruşma salonunda fotoğrafladım ve “Feke’de Adalet Kadınlara Emanet” başlığıyla özel bir haber yaptım. Bu haber, tüm ulusal medyada ve TRT’de geniş yer buldu; bana da yılın gazetecilik ödülünü kazandırdı.

AKREP KUYRUĞU DİKTİ EVREN İRKİLDİ

Yeri gelmişken, o günlerden aklımda kalan bir başka anıyı daha paylaşmak isterim. 1982 ile 1989 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Kenan Evren, bölge gezisi kapsamında Hatay’ın Dörtyol ilçesine uğradı. Programın akışı sırasında, yörede “akrepçi dayı” olarak bilinen meşhur bir kişi Evren’in yanına çağrıldı.

Akrepçi dayı, içinde onlarca akrep bulunan bir kavanozla Cumhurbaşkanı’nın karşısına çıktı; üstelik sol elinin üzerinde de bir akrep dolaşıyordu. Bu sıra dışı görüntü karşısında Evren, “Ben de bir tane alayım.” dedi. Akrep elinin üzerine konduğunda Evren bir anda irkildi ve kendini geri çekti. Akrebin kuyruğunu dikmesiyle yüz ifadesi değişti; kısa süreli bir korku yaşadığı açıkça hissedildi.

Bu an, Anadolu Ajansı kameramanlarından Selahattin Yılmaz tarafından başarılı bir şekilde görüntülendi. Ben de bu kareyi “Türkiye Evren’den korkuyor, Cumhurbaşkanı da akrepten ürktü” başlığıyla hazırladım. Ancak ajans, haberi servis ederken başlığı değiştirmişti. Söz konusu fotoğraf ve haber birçok gazetenin birinci sayfasında kullanıldı. Bu sahne, hem gazetecilik açısından güçlü bir an yakalamanın önemini hem de dönemin Cumhurbaşkanı’yla bu denli yakın temas kurarak haber yapmanın değerini gösteren ilginç bir anı olarak hafızamda kaldı.

MÜEBBET HAPİS BERAATLA SONUÇLANDI

Unutamadığım bir başka hatıram ise 1998’de Adana Kozan’da yaşandı. O dönem Bölge Gazetesi’nde çalışıyordum. Ayşehoca köyünde, bir zabıta müdürünün cinayet işlediği iddiasıyla müebbet hapse mahkûm edildiği bir dosyayı araştırdım. Bir milletvekilinin uyarısı üzerine Kozan’a gittim; bir hafta boyunca gece gündüz savcı, belediye başkanı, jandarma ve tanıklarla tek tek görüştüm, belgeler topladım. Yaptığım araştırmada, cinayeti gördüğünü iddia eden kilit tanığın, olaydan 9 ay önce bir ruh sağlığı hastanesinde 45 gün yattığını tespit ettim. Bu raporu bulup haberleştirdiğimde Yargıtay, davanın bozulmasına karar verdi. Yeniden görülen davada zabıta müdürü beraat ederek görevine iade edildi. Bu kişi, teşekkür etmek için gazeteye gelmişti. “Sen haber yapmasaydın, cezaevinde çürüyecektim.” dedi. Tabi çok duygulandım.  Daha sonra dosya hâkiminin hakkımda açtığı kamu davası reddedildi.

Bu örnek üzerinden habercilik adına hangi sonuçları çıkarmak gerekir?

VİCDANIN SESİNE KULAK VERİLMELİ

Bu hadise, gazeteciliğin ne kadar değerli bir kamu hizmeti olduğunu bir kez daha göstermiştir. Habercilikte esas olan toplumun yararıdır. Gazeteci, kalemini hiçbir gücün ya da odağın etkisi altında kalmadan özgürce kullanmalıdır. Her zaman vicdanın sesine kulak verilmeli ve yanlış yapıldığında özür dilenmesi gerektiği bilinmelidir. Yazdığı haberin doğruluğuna ve önemine önce kendisi inanmalıdır. Bir olaya tanık olmadan ve inanılmadan yazılan haber eksiktir. Habercilik merak, titizlik ve araştırma gerektirir. Mesleki heyecanını yitirmeyenler bu kutsal görevi sürdürmelidir. Tüm olumsuzluklara rağmen bu konuda umutsuz değilim…

 GAZETECİLİK MESLEĞİ ASLA BİTMEZ!

Gazetecilik bitmez; çünkü yazılı basın aynı zamanda bir belgedir ve arşivlere girer. Dijital içerikler zamanla kaybolabilse de yazılı basın, kentlerin hafızası olarak yüzyıllar boyunca varlığını sürdürür. Yazılı basın, sürekli akan bir bilgi kaynağı gibidir ve gelecek nesiller bu birikimden faydalanacaktır. Yaygın basında her olay yer bulamayabilir; ancak yerel basın, ekonomiden siyasete kadar birçok alandaki gelişmeleri geniş bir şekilde yansıtır. Örneğin, mezarlıkta gasilhaneden kefen çalınması gibi bir olay, yerel basında yer almasaydı ulusal basında gündeme gelmeyebilirdi. Bu da yerel basının önemini ve etkisini gösteriyor. Gazeteci hem kendini hem de mesleğini yaşatmak zorundadır.

İKİ KUTUPLU GAZETECİLİK YANLIŞ

Basının güç kaybetmesi toplumda hangi temel soruları doğurur?

Basın, yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak kabul edilir. Bir ülkede gazetecilik faaliyetleri zayıfladığında demokrasi de işlevini tam olarak yerine getiremez. Üzülerek belirtmeliyim ki ülkemizde giderek iktidar ya da muhalefet yanlısı iki kutuplu bir gazetecilik anlayışı hâkim olmuştur. Bu medya sektörünün geleceği açısından sağlıklı bir yöntem değildir. Gazeteler birbirine benzemeye başlamış, saygınlıkları zedelenmiştir. Bu meseleye zemin hazırlayan faktörlerden biri de yine basın camiasının kendisidir. Eleştiri yapmak mesleğin gereğidir; ancak bu, gazeteciliğin temel ilkelerine bağlı kalınarak yapılmalıdır. Öte yandan, halkın sorunlarını gündeme taşıyan gazeteciler çoğu zaman kendi problemlerine çözüm üretemiyor. Bu durum “terzinin söküğünü dikememesine” benziyor. Maaşını zamanında alamayan, asgari ücretin altında çalışan ya da fazla mesaiye rağmen karşılık bulamayan gazeteciler çoğunlukla seslerini duyuramıyor. Basın mensuplarının bu olumsuzluklara karşı birlikte hareket etmesi, sonuç alma ihtimalini artırabilir. Fakat bir kesim mücadele ederken diğerinin sessiz kalması, sorunların aşılmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle basın çalışanları, zorlu koşullar altında mesleklerini sürdürmeye devam ediyor.

Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Bu fırsatı bana tanıdığınız için teşekkür ederim.

Düzgün Bey, beni evinizde misafir ettiğiniz ve bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim.



Diğer Fotoğraflar