|
||
| SES'ten mücadele çağrısı | ||
| “Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!” | ||
| Diğer Haberi | ||
|
||
| |
||
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adana Şubesi Yönetim Kurulu, sağlık ve sosyal hizmet işkolunda çalışan tüm emekçilere yönelik kapsamlı bir açıklama yayımladı. Açıklamada; düşük ücretler, ağır çalışma koşulları, personel yetersizliği, işyerlerinde artan şiddet, tükenmişlik ve sendikal alandaki parçalanmaya dikkat çekilerek, tüm meslek gruplarını kapsayan ortak ve birleşik bir mücadele çağrısı yapıldı. SES Adana Şubesi Yönetim Kurulu adına açıklamayı SES Sendikası Adana Şube Başkanı Erol Eren yaptı. Eren, şunları söyledi: “Sağlık ve sosyal hizmet kurumları tüm topluma hizmet veren komplike çalışma sistemi içerisinde yer alan kamusal alanlardır. Bu alanlarda birçok meslek mensubu bir ekip halinde çalışmak zorundadır. Sistem; mesleklerimize, cinsiyetimize etnik kimlik ya da dünya görüşümüze bakmadan en yüksek verim alacak şekilde bizi çalıştırmak için devlet gücü başta olmak üzere tüm olanakları kullanıyor. Fakat örgütlenme ve mücadele söz konusu olunca da zenginliğimiz olan tüm farklılıklarımızı birbirimiz ile çatışmanın zemini haline getirmek için de çok yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunlar ve daha birçok dışsal etkenler gerçek anlamda örgütlenmemizin önünde engel oluşturuyor. Grev ve özgür pazarlık hakkını içeren toplu sözleşme düzeneği kuramamamızın, sefalet ücretlerine mahkum angarya çalışma koşulları, demokratik olmayan çalışma yaşamı, kışkırtılan talep artan şiddet ,iş cinayetleri, tükenmişlik hepsinin dışsal onlarca sebebini sayabiliriz. Fakat bu dışsal sebepler Dünya ve Türkiye emek mücadele tarihinin her aşamasında karşılaştığımız sorunlardır. Bu engelleri; büyük bedellere, yitirilen canlara mal olsa da Dünya ve Türkiye işçi ve emekçi sınıfları her dönemde aşmayı başarmış ve büyük kazanımlar elde etmiştir. Bizler de bu kazanımların bir sonucu olarak istediğimiz düzeyde olmasa da örgütlenebiliyoruz. Bugün Türkiye kamu emekçilerin yani dışsal baskıların yanında örgütlü yapıların ayrıştırıcı diline tanıklık etmekteyiz. İşkolumuzda sendika sayısı bu yıl itibariyle 72'ye üye oranı da 80'lere çıkmıştır. Dışarıdan bakıldığında ciddi bir örgütlülük gibi görünmektedir. Oysa artan sendika sayıları, meslek sendikacılığı, siyasetsiz sendikacılık, yeni nesil sendikacılık gibi birçok ifade ile kavramsallaştırılan sendikal hareketin kendisi üyeleme yapmış olsa bile aslında örgütsüzlük ve parçalanmışlığın sebebi haline gelmektedir. SİSTEM KADAR BU SENDİKALARIN AYRIŞTIRICI AÇIKLAMA VE PRATİKLERİ EKİP ANLAYIŞINA, ORTAK MÜCADELEYE ZARAR VERİYOR! Kamusal alanda yaşanan istihdam ve ücret rejimindeki değişikliği sistemin politik aklını, emperyal kapitalist sistemin işleyişini tahlil etmeden ve nasıl bir siyasal saikle bizleri çalıştıran sistemi tam ve derinlikli olarak analiz etmeyen hiçbir sendikal yapının emekçilere vereceği hiçbir şeyi yoktur. Bugün kamu sağlık kurumları adeta fordist üretim dönemlerinde olduğu gibi bant sistemi ile çalışan onbinlerce kişinin bir arada olduğu fabrikalara dönüşmüş durumda. İşkolumuzdaki tüm çalışmanın bir ekip işi olduğunu ve ekibin tüm bileşenlerinin mutlu olacağı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini bunun için de ortak ve birleşik bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu öncülümüz sendikalar ile birlikte 35-36 yıldır ifade ediyoruz. Türkiye ve dünya sendikal hareketinde "sarı sendika" olarak kavramsallaşan sendikal harekat tanıma bile uymayan bir sendikal yapıya bu sistemin nasıl güçlendirdiği, beslediği, büyüttüğü ve yetkilendirdiğini hepimiz biliyoruz.Bu yapı "sarı sendika" tanımına uymadığı için biz buna "yetkilendirilmiş sendikamsı yapı" dedik.Kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinin başında ise; sendikalaşma sürecine engel olamayacağını anlayan sistemin bir gecede nasıl bir konfederasyon kurduğunu ve bu sendikayı güçlendirmek için kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalar ile sendika aidatlarının devlet tarafından nasıl ödenir hale geldiğini de unutmadık. İşte tam da bu sendika literatürde karşılığı olan "sarı sendika" kavramına tam olarak uyuyordu. 8 dönem yani 14 yıldır "yetkilendirilmiş sendikamsı yapı" ve "sarı sendika" kol kola vermiş iktidarların izdüşümü gibi iktidarlar (işveren devlet) ile birlikte emekçileri sefalet ücretlerine mahkum ediyor. Bunların dışında kurulan yeni sendikalar ise; ortak ve birleşik mücadele olanaklarını zorlayarak tüm emekçilerin maaşlarını yoksulluk sınırı üzerine çıkarmak, çalışma koşullarını demokratikleştirmek, özlük ve sosyal haklarını geliştirmek yerine adeta ücretler ve eğitim düzeyleri üzerinden meslekleri karşıya getiren tam da sistemin istediği tarzda ekibi parçalayan açıklamalar ve pratikler ile gündem oluşturmaya çalışmaktadır. Bir dönem "daha az okusaydık ta hemşire olsaydık" diyerek hekimleri ve hemşireleri ayrıştırıcı paylaşımlar, başka bir dönem daha az okusaydık ta taşeron (süresiz sözleşmeli) işçi olsaydık" ifadeleri sosyal medyada sürekli dolaşma sokuldu. Artık sosyal medya dolaşımları yerine bazı sendikalar direk kendi sosyal medya hesaplarından, web sitelerinden ve basına verdikleri demeçlerle bu karşılaştırmayı yapar hale gelmiştir. Bugün sağlık ve sosyal hizmet kurumlarında çalışan temizlik işçisinden profesörüne kadar hiç kimsenin maaşı yeterli değildir. İşkolumuz ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. OECD ve AB ülkelerinin yarısı kadar personel ile ve onların 2 katı başvurucuya ücretlerinin yarısı kadar alarak çalışmaktayız. Bizler bu ülkelerdeki meslektaşlarımıza göre onların yarı ücretine 4 kat çalışıyoruz. Aldığımız ücretlerin büyük çoğunluğu emekliliğe yansımamakta, performans, teşvik, ek ödeme vb. birçok kalem adı altında ödenmektedir. Ücretlerimizi biraz artırabilmek bizler için daha fazla çalışmaya, nöbetlere gönüllü rıza gösterir hale getirdiler. Tüm bunlara (performans, teşvik vb) karşı durmamız gerekirken kimin teşviki, katsayısı kaç üzerinden birbirimize düşmeye başladık. İster sağlık ve sosyal hizmetler de ister yerel yönetimlerde ister başka bir kurumda çalışsın ister hizmetli olsun ister hemşire veya doktor olsun herkesin yaşamının maddi kaygı güdmeden yaşayabileceği bir gelire sahip olması için mücadele etmek sendikaların temel görevidir. İşkolumuzdaki her meslek değerlidir. Her mesleğin bilimsellik ile ve mesleki bağımsızlığı korunarak ama aynı zamanda birbiri ile ilişkisi ve birinin eksikliğinde diğerinin de eksik kalacağı bilinciyle yaklaşmak gerekir.Yani işkolumuzdaki çalışma disiplinin "ekip işi" olduğunu bilince çıkarmak gerekir. Bu bilinç ile birlikte mücadelenin de ekipçe verilmesi gerekir. Ücretler, katsayılar, teşvik puanları, performans üzerinden sansasyon yaratmak emekçileri ayrıştırmak yerine tüm bu kalemleri red edip, rekabeti değil dayanışmayı, angarya çalışmayı değil güvenceli istihdam ve yeterli personel ile sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını talep etmeliyiz. Bakınız resmi ve tahmin kuruluşlarının verilerine göre; Türkiye'de 2026 yılı için kişi başına düşen gelir milletin Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri kapsamında 18.621 ABD dolar. Uluslararası tahmin kurumlarının Worldometer verilerine göre ise bu rakam 19.018 dolar Kişi Başına GSYİH(2026)-IMF- Worldometer seviyesinde tahmin edilmektedir. Satın Alma Gücü Paritesine(SAGP) göre kişi başına düşen gelir ise 46.672 dolar Worldometer olarak hesaplanmaktadır. O zaman bizlere düşen görev vergilerimizle toplanan milli gelirden payımıza düşeni almak mücadelesi olmaktadır mesleklerin aldığı ücretlerin tamamının eksik olduğunu bilen bir yerden birlikte gelirlerimizi yükseltmek için mücadele etmemiz gerekmektedir . Biz SES olarak ücret meselesine şöyle yaklaşıyoruz . Mesleği ne olursa olsun her bir emekçinin öncelikle temel ücreti yoksulluk sınırını üzerine çıkarılmalıdır. Bunun üzerine yapılan işin niteliği ve riski, eğitim düzeyi, meslekteki çalışma yılı gibi kriterler ile bir ücret skalası oluşturulmalıdır . Bu şekilde belirlenen ücret skalasının tamamı emekliliğe yansıyacak şekilde olmalıdır. Çalışırken ve emeklilikte insanca yaşamaya yetecek ücret koşulları oluşturulmalıdır. İnsanca yaşamdan bahsettiğimiz sadece uygun barınma ve beslenme koşulları ya da zorunlu ihtiyaçlarımızı karşılama değil; kültürel ve sanatsal açıdan eğitimin sürekliliğini gören yerden bilimsel çalışmalara ulaşacağımız ve yapacağımız olanaklara, bedensel sağlığımızı korumak adına spor yapacağımız olanaklara kavuştuğumuz yani kendimizi iş dışında da eğleyebileceğimiz ve geliştireceğimiz olanaklara sahip olmalıdır. Bunun da yolu milli gelirden payımızı alma ile olur. Çalışma ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesi ile olur. Angarya çalışmanın son bulması ile olur. Sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları ile olur. İşkolumuz emekçilerine bir daha sesleniyoruz; Bunları önermeyen ve mücadelesini yürütmeyen hiçbir sendika ne mesleğin ne de sınıfın genelinin haklarını elde etme şansı yoktur. İçinde bulunduğumuz durumun politik ve siyasal sebeplerine değil sadece sonuçlarına odaklanan, emekçileri halktan ve birbirinden ayrıştıran, istihdam ve ücret rejiminin kapitalist sömürü sistemiyle bağını kur(a)mayan, pıtrak gibi kurulan ve bireyler etrafında şekillenen hareket sendikal hareket değildir . Bu tarz sendikalı hareketler; Dünya ve Türkiye emek hareketi içinde büyük bedeller ödeyerek yaşamlarını ortaya koyarak ve bizlere örgütlenme kanallarını açan insanların sadece kemiklerini sızlatır. Dışsal bütün olumsuz etkenler baskılar mücadele ile aşılır ama içeriden aşındıran çatıştıran ve bölen yaklaşımları bertaraf etmek zordur . Bunu yapan ve kendine de sendika diyen tüm yapıları/ kurumları emekçilerin takdirine bırakıyoruz. KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ! SES var. UMUT var.” |
||
|
||
| Etiketler: SES'ten, mücadele, çağrısı, |
|
|
||
|





