Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
Haber
21 Ocak 2026 - Çarşamba 13:55
 
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
KÜLTÜR-SANAT SÖYLEŞİLERİ- (11)
Sanat Haberi
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!

 

RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN

-------------------------------------------

Kibar Feyzo, Erkek Güzeli Sefil Bilo, Banker Bilo, Çiçek Abbas, Çirkinler de Sever, Talihsiz Bilo, Sen de mi Şakir, Sarı Öküz Parası, Ben Milyoner Değilim… Yıllardır her birini bıkmadan usanmadan,  defalarca büyük keyifle izlediğimiz filmler… İsimlerini bile duyduğumuzda gülümseten, iyi hissettiren yapımlar… Televizyon ekranlarında sürekli evlerimize konuk olan, unutulmaz filmlerin efsane oyuncusu İlyas Salman, Çukurova Kitap Fuarı’nda okuyucuları için kitaplarını imzaladı.

Hayranlarıyla bol bol fotoğraf çektiren İlyas Salman ile keyifli ve dolu dolu bir söyleşi gerçekleştirdim. Filmlerde canlandırdığı karakterlerin, kendi yaşam felsefesiyle örtüştüğüne dikkat çeken usta oyuncu, şunları söylüyor: “Ben dünyaya şöyle bir baktım; aklım erdiğinde şunu söyledim: Dünyanın yüzde 90’ı Bilo’dur; yani emek harcayan ama hayatın nimetlerinden yararlanamayan insanlar yığını, yüzde 10’u ise Maho’dur. Ben emekçileri oynamayı tercih ettim.”

Adana’mıza hoş geldiniz. Çukurova Kitap Fuarı’na her yıl düzenli olarak katılıyor, kitaplarınızı imzalıyorsunuz. Stantta kitap imzalatmak ve fotoğraf çektirmek isteyen hayranlarınızın bu ilgisini neye bağlıyorsunuz?

KALBİMDE SAHTE BİR TARAF YOK

Eğer bir sanatçı olarak seni izleyenleri, yani halkı seviyorsan ve sevdiğini de gösteriyorsan, karşılığını sevgi ve ilgi olarak alırsın. İnsanları samimi ve içten seviyorum. Kalbimde sahte bir taraf yoktur. Ben sanat yapıyorum, onlar hayatı üretiyor. Halktan aldığımı yine halka veriyorum. Hiçbir şey bana gökten inmedi…

ÖNCE SİNEMA SONRA YAZARLIK

Kitaplar yazıyor, şiirler okuyor ve türküler söylüyorsunuz. Yazarlık ve şairliğinizin oyunculuğunuzun önüne geçtiğini hiç düşündünüz mü?

Hayır, hiç olmadı. Bizde alaylı–mektepli ayrımı vardı. Ben mektepli bir sanatçıyım. Ankara Devlet Konservatuarı’nda tiyatro eğitimi aldım, yatılı okudum (leylî meccanî). Benim için önce sinema ve tiyatro oyunculuğu gelir. Yazarlık ve şairlik ikici planda kalır. Bu dünyada bırakmak ya da söylemek istediklerimin gökyüzüne salınıp duman olup gitmesini istemediğim için onları yazıya döküyorum. Hani “söz uçar yazı kalır” derler ya... Onun için şiirlerimi, düşüncelerimi, demokrasi anlayışımı, emek–iş ve paylaşım meselelerini kaleme alıyorum.

KAHKAHAYI VE GÖZYAŞINI GÖRDÜM

Türk tiyatro ve sinemasının yaşayan efsanelerinden birisiniz. Okuyucularımız için yaşam öykünüzü ana hatlarıyla anlatır mısınız?

İlkokul, ortaokul ve liseyi Malatya’da okudum. İki yıl köy okulunda okudum.  Babam memur olmamı istiyordu. İlkokul beşinci sınıfta Amerikalıların yaptığı alüminyum barakalarda eğitim gördük. Ortada bir teneke soba yanıyor, odunları da öğrenciler evlerinde getiriyor. Hasan Doğan adlı öğretmenimiz “Öksüz Mehmet” adlı bir piyes yazmıştı. Bütün yan rolleri bulunmuş ama Öksüz Mehmet’i bulamamış. En son bizim sınıfa geldi. Çok geveze olduğum için öğretmen, beni cezalandırmak amacıyla sınıfın en arka sırasına oturttu. Hasan Doğan sınıfı ayağa kaldırdı, ama kısa boylu olduğum için beni yine fark etmedi. Sırayla yanından geçerken beni durdurup tepeden tırnağa süzdü. “Tamam, malı buldum,” diyerek bana “Öksüz Mehmet” rolünü oynattı. “Öksüze” en çok benzeyen; zayıf, cılız, çirkin ve çelimsiz bir çocuktum. Halk eğitim merkezlerinde, okul salonlarında ve köy meydanlarında oynadım. Alkışı, kahkahayı ve gözyaşını gördüm…

KONSERVATUVAR SINAVINI KAZANDIM

O zaman kendi kendime, “Bu mesleğin üniversitesi varsa mutlaka gidip okuyacağım.” dedim. Lise bitti, Akçadağ Öğretmen Okulunun sınavına girdim ve kazandım. Hayatımın ilk üçkâğıtçılığını yaptım. Kâğıdın üzerine tahrifat yapıp, babama Vahap Salman’a “sınavı kazanamadım” diye yutturdum. Hamal babamın cebinden 30 lira para çaldım, Ankara’ya geldim. Bu da benim ilk ve son hırsızlığımdır. Ankara’da Samanpazarı’nda tahtadan yapılmış, otel ile han karışımı bir yer vardı. Akşam orada kaldık. Alt katta eşekler, atlar, katırlar duruyordu; üst katta ise insanlar yatıp kalkıyordu. Ertesi gün Ankara Devlet Konservatuvar sınavına girdim. Nazım Hikmet’in “Bir Küvet Hikâyesi” şiirini okudum. Şiirde, bir kadın kocası tarafından aldatılır; buna tahammül edemez ve intihar etmek için küvete girer. Tam bileğini kesecekken, kocasıyla yaşadığı mutlu günler gelir aklına. Ben burada hem kadını hem de kocayı oynadım. 3-4 bin kişinin girdiği sınavda sadece 8 kişi alınacaktı. Hiç umudum yoktu.  Ertesi gün okulun kapısına gittim. Kazananlar listesine baktığımda en üst sırada adımın yazılı olduğunu gördüm. Üstelik “leylî meccânî”, yani devlet parasız yatılı okulunu kazanmıştım. Ankara Devlet Konservatuvarı’nı kazandığımı bir mektupla memlekete bildirdim. Ancak babam, sınavı gerçekten kazandığıma inanmadığı için amcamın oğlunu Ankara’ya gönderdi. Kuzenim beni yurtta bulunca babam ikna oldu ve o zaman, “Tamam, adam gibi sanatçı olacaksın.” diye öğütledi.

SİYASİ NEDENLERLE ATILDIM

Ankara Devlet Konservatuarı’nın 4. sınıfında, siyasi nedenlerle okuldan atıldım. O dönem normal şartlarda üç yıl okuyanlar, Devlet Tiyatrosu’nda sanatçı olabiliyordu. Ancak ben, “Bu muhalif yapımla devletle anlaşamam,” dedim. Bunun üzerine İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’na girdim. Darülbedayi’nin Üsküdar sahnesinde; Şener Şen, Muhsin Ertuğrul, Vasfi Rıza Zobu ve Dilek Türker gibi Türk tiyatro ve sinemasının unutulmaz isimleriyle tanıştım. İlk oyunumuz, Haldun Taner’in “Ay Işığında Şamata” adlı öyküsünden sahneye uyarlanmış bir çalışmaydı. Bu oyunda “bekçi” karakterini canlandırdım ve Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü aldım. Bu başarıdan sonra Şener Şen’in tavsiyesiyle beni sinemaya çağırdılar. 1973 yılında, hayatımın en büyük yol arkadaşı olan sevgili eşim Gülser Hanım’la evlendim. Bir yıl sonra Devrim adını verdiğimiz kızımız, yedi yıl sonra ise oğlumuz Temmuz Ali dünyaya geldi.

SANAT HAYATTAN UZAKLAŞTI

Yeşilçam sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir dönem kapanıyor mu?

Özellikle darbeler dolayısıyla demokrasinin askıya alındığı dönemlerde insanlar hayatın gerçeklerini yazamadı; sinemaya ve tiyatroya aktaramadı. O dönemin Yeşilçam’ında bakkal gerçekten bakkaldı, manav gerçekten manavdı, memur gerçekten memurdu ve hayatı tanıyordu. Sanat hayatla akrabadır. Kendisi değildir, ama gibisidir. Biz, hayatın damarlarından aldığımız enerjiyle oynadık. Bugün ise sanat, hayattan uzaklaştı; yabancılaştı…

MUTLAKA İYİ BİR AKTÖR OLMALIDIR

Kemal Sunal, Şener Şen, Ayşen Gruda, Adile Naşit, Müjde Ar, İhsan Yüce, Münir Özkul gibi usta oyuncular; Zeki Ökten, Kartal Tibet ve Atıf Yılmaz gibi önemli yönetmenlerle çalışmak size neler kattı?

Ben şunu savunurum; kötü bir oyuncuyla iyi oynayamazsınız. İyi oynayabilmek için karşınızda mutlaka iyi bir aktör olmalıdır. Burada kadın ya da erkek ayrımı yoktur; “aktör” sözcüğü cinsiyet içermez. Karşınızdaki oyuncu iyi oynarsa, siz de iyi oynarsınız.

EMEKÇİLERİ OYNAMAYI TERCİH ETTİM

Filmlerinizde genellikle sık sık aldatılan, saf ama zeki, emekçi, yoksul ve temiz yürekli karakterleri canlandırıyorsunuz. Başarıyla üstlendiğiniz bu rollerle karakteriniz ve yaşam biçiminiz arasında bir ilişki kuruyor musunuz? 

Kesinlikle rol aldığım filmlerin yaşam felsefemle bir bağı var. Ben dünyaya şöyle bir baktım, aklım erdiğinde, şunu söyledim: Dünyanın yüzde 90’ı Bilo’dur; yani emek harcayan ama hayatın nimetlerinden yararlanamayan insanlar yığını, yüzde 10’u ise Maho’dur. Ben emekçileri oynamayı tercih ettim. (Dipnot: Yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in üstlendiği 1980 yapımı Banker Bilo, Türk sinemasının unutulma filmleri arasında yer alıyor. Filmde Şener Şen, “kurnaz ve çıkarcı” Maho karakterini; İlyas Salman ise” saf ve iyi niyetli” köylü Bilo’yu canlandırıyor. Almanya’ya işçi olarak gitme hayali kuran insanların umutlarının nasıl istismar edildiğini mizah yoluyla anlatan film; göç, yoksulluk, cehalet ve sınıfsal eşitsizlik gibi önemli toplumsal sorunlara dikkat çekiyor. Banker Bilo, bir komedi filmi olmasına rağmen, aradan geçen yıllara rağmen anlattığı gerçeklerden dolayı hâlâ keyifle izleniyor. M.Ş.)

O KARAKTERLER BUGÜN DE YAŞIYOR

Çektiğiniz filmler, zaman zaman günlük hayatta yaşanan olaylarla örtüşerek haberlere konu oluyor. Örneğin “Banker Bilo gerçek oldu” gibi başlıklar atılıyor. Sizce filmlerinizin bu denli çok izlenmesinin sosyolojik bir karşılığı var mıdır?

Kesinlikle öyle. Sanat, hayatın kendisi değildir ama ona benzer; yani sanatla hayat akrabadır. Hayatı bilmeyen insan sanat yapamaz. Biz, hayatı hem öğrendik hem de beyaz perdeye, tiyatroya ve sahneye aktardık. Filmlerimizin çok izlenmesini, hayatın yaşanmışlığına bağlıyorum. O gün oynadığımız karakterler bugün de yaşanıyor. Kaçak işçi sorunu, yoksulluk, diplomalı işsizlik, cehalet, açlık ve sınıflar arasındaki uçurum… Bütün bunlar o gün de vardı, bugün de var. Ancak bugünkü bazı sanatçılar gerçeği yansıtıp azla yetinmek yerine; araba, villa, koleksiyon peşinde koşarak sanat yaptıklarını sanıyor. Ben açıkça söylüyorum: Mevcut iktidara muhalifim. Yandaş olsaydım belki milyon dolarlarım olurdu; ama bir şeyim olmazdı: Onurum. Onurun fiyatı yoktur. Ben onurumla yaşıyorum.

ÇELİŞKİ OLMADAN GELİŞME OLMAZ

Bugün genç bir İlyas Salman olsaydınız yine oyuncu olur muydunuz?

Bazen gazeteciler ve televizyoncular, “Bir daha dünyaya gelseniz ne yapardınız?” diye soruyor. Oysa ben bir daha dünyaya gelmeyeceğimi biliyorum. Diyalektiğe ve bilime inanırım. Ölüm ve yaşam bir çelişkidir; ama yaşanmak zorundadır. Çelişki olmadan gelişme olmaz. Eğer ayrı şeyler yaşayacaksam, aynı filmleri yapacaksam, aynı insanlarla yan yana geleceksem, aynı kadınla evleneceksem, çocuklarım yine aynı olacaksa belki gelmek isterim. Ama bu imkânsız. Şunu açıkça söylüyorum: Ben “keşke”leri olan bir adam değilim. Sonuç olarak, genç bir oyuncu olma imkânım olsa yine İlyas Salman olmak isterdim; fakat bu da imkânsız bir şeydir…

HAYATI ANLATAN HERŞEY DEĞERLİDİR

Bugün bir film teklifi gelse, nasıl bir senaryoda rol almak isterdiniz?

Toplumsal gerçekliğe aykırı olmayan bütün öyküler benim için kabul edilebilir. Yani hayatın kendisini resmetmek; tiyatroya, sinemaya, tuvale, yontuya ya da bir türküye aktarmak… Hayatı anlatan her iş benim için değerlidir.

HERKESE BENDEN ÇAY, ŞAKİR’E YOK

Sokakta yürürken ya da çeşitli platformlarda izleyiciyle buluştuğunuzda, en çok hangi rolünüz ya da repliğinizle hatırlanıyorsunuz?

En çok, Şener ağabeyimle —(Şener Şen’le)— birlikte oynadığımız Çiçek Abbas filmi beğeniliyor. Filmde, Çiçek Abbas’ın (İlyas Salman) Şakir’le (Şener Şen) kahvede yaptığı bir atışma var. “Herkese benden çay, Şakir’e çay yok!” repliğini telefonlarına kaydedip bana dinletenler bile oluyor. 

Röportaj devam edecek…

Kaynak: Editör:
Etiketler: Dünyanın, Yüzde, 90’ı, Bilo,, Yüzde, 10’u, Maho’dur!,
Diğer Fotoğraflar
Diğer fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerini tıklayın.
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
Dünyanın Yüzde 90’ı Bilo, Yüzde 10’u Maho’dur!
Yorumlar
Haber Yazılımı