|
||
| “Gazeteci alkışlamaz | ||
| DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (18) | ||
| Sanat Haberi | ||
|
|
||
| |
||
RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN ======================== Son yıllarda yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen söyleşi teklifimizi geri çevirmeyen Düzgün Coşkun, evinde kıymetli eşi Akile Hanım ile birlikte; her zamanki gibi takım elbisesini giymiş, kravatını takmış ve tıraşını olmuş hâlde, adeta bir damat gibi bizi karşıladı. Saatler süren sohbetimizde sorularımızı yanıtlayan Coşkun, teknolojinin doğru kullanıldığında gazetecilik için önemli bir ilerleme ve gelişme imkânı sağladığını belirtiyor. Gazetelerde özel haber üretiminin neredeyse yok denecek kadar azaldığını vurgulayan Coşkun, “bültenciliğin” gazeteciyi tembelleştirdiğini ve bu durumun mesleği bitirme noktasına getirdiğini dile getiriyor.
Düzgün Bey, sizi biraz yakından tanıyabilir miyiz? 1950 yılında Tunceli’nin Mazgirt ilçesinde doğmuşum. 1972 yılında öğretmen okulunu bitirerek üç yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Bu görevimi sürdürürken Anadolu Ajansı (AA)’nın açtığı bir sınava başvurdum. Ankara’daki sınava katılan 119 kişi arasında iletişim mezunu olmayan tek aday bendim. Sonuçlar açıklandığında 92 puan alarak sınavı kazanan ilk üç kişiden biri oldum. 1975’in Eylül ayında, 1,5 yıllık staj döneminin ardından İzmir’e tayinim çıktı. Ancak Adanalı bir albayın oğluyla becayiş yaptık. Ben Adana’ya geldim, o İzmir’e gitti. Bütün meslek hayatım Adana’da geçti. Anadolu Ajansı’nda çeşitli kademelerde 23 yıl görev yaptıktan sonra 1996 yılında “genel muhabir” olarak emekliye ayrıldım. Çok şanslıydım. Başarılı bir çalışma hayatım olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden emekli olurken, ajansın 75. kuruluş yıl dönümünde (1982) yönetim kurulu kararıyla onuruna yemek verilen ve emeklilik plaketi sunulan ilk Adanalı gazeteciyim. AA’dan emekliliğimin ardından 16 yıl boyunca Adana’daki yerel gazetelerde genel yayın yönetmenliği, yazı işleri müdürlüğü, haber koordinatörlüğü ve istihbarat şefliği gibi önemli sorumluluklar üstlendim. Özellikle ekonomi, sağlık ve çalışma hayatı konularında uzmanlaştım. Ulusal, yerel ve bölgesel düzeyde yaklaşık 40 ödülüm var. 12 EYLÜL’DE ARŞİVİM YAKILDI Gazetecilik mesleğinde son güne kadar ilk günkü heyecanla çalıştım. Bölgeye gelen birçok bürokrat ve siyasetçiyle özel haber ve röportajlar gerçekleştirdim. Ancak bir eksikliğim var: arşiv tutmadım… Belki de arşivi olmayan nadir gazetecilerden biriyim. Kendimi bu konuda yetersiz görüyorum. Çünkü 12 Eylül sürecinde gözaltına alındığım sırada evdeki kitaplarım ve arşivim ailem tarafından yakılmıştı. Ondan sonra bir daha arşiv tutmadım. Şu anda bile bir çalışma odam yok. Bilgisayarımı da torunum üniversiteye götürdü ve mezun olduktan sonra ihtiyacı olan birine hediye etti. Sosyal medyada cep telefonundan ve tek parmakla yazıyorum. Bu meslek benim için tamamen bir tutku. Hani gazetecilik için ‘ateşten gömlek’ derler ya… O gömleği bir kez giydin mi, çıkarması zor oluyor. Ben hâlâ kendimi bu gömleği çıkarmış saymıyorum. Bir haber değeri gördüğümde oturup yazacak kadar heyecan duyuyorum. Aktif, gazetecilik yaptığınız dönemin koşullarından söz edebilir misiniz? O günün teknolojisi nasıldı? Haber kaynaklarına nasıl ulaşıyordunuz? Onlarla ilişkileriniz nasıldı? İLİŞKİMİZ GÜVENE DAYALIYDI O dönemin koşullarına gelince; teknolojik imkânlar günümüzle kıyaslandığında oldukça sınırlıydı. Siyah beyaz fotoğraflar çekiliyordu. Muhabirlerin fotoğraf çekmesi yasaktı; foto muhabirleri ayrıydı. Biz sadece haber yazardık. Günümüzde ise muhabir hem fotoğraf hem video çekiyor hem de haberini yazıyor. Habere ulaşmak, torunumla konuşmak kadar kolaydı; çünkü bu süreç tamamen karşılıklı sevgi, saygı ve güvene dayanıyordu. Kurumlar, doğru ve tarafsız haber yaptığınızı gördükçe size güven duyardı. Doğru ve objektif habercilik yaptığınız sürece hiçbir kurum sizi arayıp “Bu haberi neden böyle yazdınız?” demezdi. Bugüne kadar hiçbir kurum, haberlerimle ilgili olumsuz bir geri dönüş yapmadı. 30 yılık emekliyim hâlâ eski haber kaynaklarımla iletişim kurarım. O dönemde bir muhabirin en önemli araçları bir defter ve kalemdi; bazen ses kayıt cihazı da kullanılırdı. Ulaşım ve iletişim oldukça zordu. Bir haberi geçmek için PTT’de saatlerce sıra beklediğimiz olurdu. Fotoğraf göndermek için “kromportör” denilen sistem kullanılırdı ve bu işlem de uzun saatler alırdı. O dönemde yaşadığınız özel anılarınızı paylaşabilir misiniz? GAZETECİLİK DOĞRUDAN YAPILIRDI Geçmişte gazeteciler devlet büyüklerine çok daha doğrudan ve yakın çalışabiliyordu. Yan yana yürür, birebir konuşur, hatta fısıltı düzeyindeki sözleri bile haber yapabilirdik. Gazeteciliğin daha doğrudan ve birebir yapıldığını söyleyebilirim. Haber öyle atlatılıyordu. Belki teknik imkânlar çok sınırlıydı. Şimdi teknoloji çok gelişti ama o samimiyet ve erişim kolaylığı yok. Bu bağlamda, o dönemde karşılaştığım bazı unutulmaz hatıralarımı okuyucuyla paylaşmak isterim. ÖZAL “GAZETECİ ALKIŞLAMAZ” DEDİ 1984’te Başbakan Turgut Özal, ilk seyahatini Çukurova bölgesine yaptı ve Adana’da 5 gün kaldı. Silifke’de eğitim aldığı merkez ilkokulunu ziyaret etti. Sınıfta numarası okununca “Buradayım” diyerek ayağa kalktı. Herkes alkışladı; ben alkışlamadım. Oradakiler şaşkınlıkla dönüp bana baktı. Özal’ın yakınındakiler kulağına bir şeyler fısıldadı. Fakat o yüksek sesle, “Gazeteci alkışlamaz.” dedi. Ayrıca o sırada ortam çok kalabalık olduğu için izdiham anında not defterim yere düştü. Bunu fark eden Başbakan, konuşmasını kesip defteri almamı bekledi. Defteri alıp yazmaya başlayınca sözlerine kaldığı yerden devam etti. EVREN’DEN HİÇBİR TEPKİ ALMADIM Yine bir başka olayda; 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in Adana ziyaretinde söylediği bir sözü sadece biz haber yaptık. Evren, Adana’da çocuk yuvasını ziyareti sırasında kendisini karşılayan—aralarında hayırseverliğiyle tanınan bir iş adamının eşinin de bulunduğu aile birliği üyeleri de vardı—şık ve bakımlı hanımlara esprili bir dille, “Hepiniz cehennemliksiniz.” dedi. Bu fısıltıyı sadece ben duyup haber yaptım. Çünkü o anda Cumhurbaşkanının hemen arkasında, Bakan Mehmet Aydın ile ben vardım. Haber kamuoyunda çok ilgi uyandırdı. Ancak Evren’den hiçbir tepki almadım. Günümüze gelecek olursak, gazetecilik sizin döneminizden bu yana büyük bir dönüşüm geçirdi. İnternetin yaygınlaşması, yapay zekâ ve dijital teknolojiler bu süreci hızlandırdı. Siz bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz? ÖZEL HABER ÜRETİMİ AZALDI Bu süreç, teknoloji doğru kullanıldığında gazetecilik için önemli bir ilerleme ve gelişme imkânı sağlıyor. Ancak yanlış kullanıldığında mesleği zayıflatıyor ve hatta bitirme noktasına getiriyor. Çünkü artık özel haber üretimi neredeyse yok denecek kadar azaldı. Daha çok “bültencilik” yapılıyor ve çoğu yerde editör sistemi bulunmuyor. Gazeteci haberi yazıyor, ancak ikinci bir göz tarafından kontrol edilmiyor. Bu nedenle yerel yönetimlerden gelen basın bültenleri neredeyse hiç değiştirilmeden, hatta içlerindeki yazım hataları bile aynen yayınlanıyor. Gazeteciyi tembelleştiren bu durum, mesleği bitirme noktasına getiriyor. Oysa habercilik çok hassas bir iştir. Bir kelime sizi yükseltebilir, bir kelime ise bitirebilir. Bu meslekte hem zirveye çıkanları hem de tek bir yanlış haberle yok olanları gördük. İLETİŞİMCİLERİN HEYCANI DÜŞÜK Öte yandan, iletişim fakültesi mezunu gençlere baktığımızda mesleğe olan heyecanlarının oldukça düşük olduğunu görüyorum. Saatlerce sosyal medyada vakit geçiriyorlar; ancak sahaya çıkıp haber üretmeye aynı isteği göstermiyorlar. Medyanın niteliği açısından bu ciddi sorunun çözümünde eğitim içi çalışmalar ve seminerler büyük önem taşıyor. Geçmişte gazetecilik nasıl yapılıyordu ve bugün nasıl yapılıyor; bu farkın anlaşılması gerekiyor. Üniversiteler zaman zaman deneyimli gazetecileri davet ederek öğrencilerle buluşturuyor ve onları sahadaki deneyimlerle tanıştırıyor. Bu uygulamalar, mesleğin amacını aktarmak ve genç gazetecilerin motivasyonunu artırmak açısından son derece değerlidir. HABERLE YORUM İÇ İÇE GEÇMİŞ İnternet hız demektir. Bu sayede dünya adeta küresel bir köy haline geldi. Yapay zekâ ile içerik üretmek çok kolaylaştı. Bunlar aslında kötü değil, aksine büyük avantajlar sağlıyor. Ancak bu araçları doğru kullanan nitelikli gazetecilerin sayısının artması gerekir. Ne yazık ki sahada bunu çok fazla göremiyorum. PEKİ, GAZETECİLİK BİTER Mİ? Bizim dönemimizde maalesef ileri boyutlu teknolojik imkânlar yoktu. Not aldıysanız aldınız; ses kaydı bile çoğu zaman tercih edilmezdi, çünkü zaman kaybı sayılırdı. Haber çok hızlı geçilmek zorundaydı; notlarınıza dayanarak yazardınız ve yorum katamazdınız. Bugün ise haberle yorum neredeyse iç içe geçmiş durumda. Tarafsız ve yorumsuz habere çok az rastlıyorum. Sosyal medya da bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor. Haber ile yorum arasındaki sınır giderek belirsizleştiriyor. Peki, koşullarda gazetecilik biter mi? Hayır, gazetecilik hiçbir zaman bitmez. Çünkü haber temel bir gereksinimdir. Aynı şekilde gazeteler de tamamen yok olmaz. Belirtiğim gibi iyi gazeteciye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Biz köşe yazarlarını okumadan güne başlamazdık. Farklı görüşlerden yazarları okur, kendimizi beslerdik. Bugün bu alışkanlık büyük ölçüde kayboldu. ARTIK EVLERE GAZETE GİRMİYOR Yazılı basın dijitale kayması gazetecilik mesleğinin geleceği açısından risk midir? Yazılı basının gerilemesinin nedenlerinden biri, gazetelerin artık “aile gazetesi” olmaktan çıkmasıdır. Geçmişte bir evde birkaç gazete olur, herkes okur, fikir sahibi olur ve bazen de tartışırdı. Bu kültür büyük ölçüde kayboldu. Bir dönem “amiral gemisi” diye tanımlanan gazeteler artık eskisi kadar basılmıyor. Elbette dijitalleşmenin etkisini kabul ediyorum; ancak asıl sorun içerik kalitesinin düşmesidir. Bugün gazeteleri yan yana koyduğunuzda çoğunda aynı haberleri, sadece küçük başlık değişiklikleriyle görüyorsunuz. Hiç kimse “Şu olayı bir de biz araştıralım, farklı kaynakları veya tanıkları dinleyerek haberi zenginleştirelim” demiyor. Oysa haberde “fikri takip” diye bir kural vardır. Yazdığınız bir haberin yarın başka boyutu ortaya çıkabilir. O halde iyi bir gazeteci ve gazetecilik için kriterleriniz nelerdir? Bu anlamda bu mesleği yapmak isteyen gençlere neler önersiniz? DOĞRU HABERCİLİK ASLA ÖLMEZ Gazetecilik meşakkatli bir; ama bir o kadar da dünyanın çok değerli ve kutsal bir mesleğidir. Emek veriyorsunuz. Emeğinizin karşılığıdır yazdığınız yazılar. Habere atılan her imza sizin onurunuzdur. Gazeteci her şeyden önce dürüst ve objektif olmalı. Gerçeğin peşinde koşacak ve haberine yorum katmamalı. Eleştirdiği kişinin mutlaka görüşünü almalı. Tek taraflı haber yapılmaz. Haber mutlaka teyit edilmelidir. Teyit edilmemiş bilgi haber değildir. Haber ile yorum kesin çizgilerle ayrılmalıdır. Yorum, köşe yazısında yapılır; haberde değil. Bugün ne yazık ki Türk basınında bu kuralların çoğu ihlal ediliyor. Bu da gazetelere olan güveni azaltıyor. Okur kendini haberde bulamıyor. Evet, ileri teknolojilerle gazetecilik değişiyor. Ama temel ilkeleri değişmez; doğruluk, tarafsızlık, teyit ve etik kurallar… Doğru habercilik hiçbir zaman ölmez. Aksine, dijital çağda daha da önemli hale gelir. Bugün yapılan en büyük hatalardan biri de dikkat çekici başlık uğruna içeriğin zayıf bırakılmasıdır. Oysa sadece başlık değil, haberin bütünü zengin olmalıdır. Okur aradığını haberde bulabilmelidir. Türk basın tarihinde Erol Simavi, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Mehmet Ali Birand, İlhan Selçuk, Necati Zincirkıran, Altan Öymen, Nezih Demirkent, Hıfzı Topuz gibi pek çok ‘ekol’ isim yetişti. Günümüzde benzer isimler yetişiyor mu? GAZETECİLİKTE BELGE ÖNEMLİDİR Geçmişte çok güçlü gazeteciler vardı; bugün de yetenekli gazeteciler mevcut. Ancak çalışma alanları daraldığı için en ufak bir rüzgârda savruluyorlar. Ekonomik baskılar ve kurumsal yönlendirmeler de bu durumu daha da ağırlaştırıyor. Oysa bu olumsuz koşullar olmasa, geçmişteki efsane isimlere benzer gazeteciler bugün de yetişir. Nitekim görsel ve yazılı medyada hâlâ çok başarılı işlere imza atan, araştırmacı kimliğiyle öne çıkan güçlü kalemler var. Ancak “Ben şöyle bir haber istiyorum” gibi ısmarlama yaklaşımlar gazeteciliğin prensiplerine aykırıdır. Meslek hayatımda da benzer durumlar oldu. Üç gazeteden, doğru bir haberi yayından kaldırmam istendiği için ayrıldım. Elimde belgelerim vardı; kabul etmedim. Açılan davaların tamamında da aklandım. Çünkü gazetecilikte en önemli şey kanıt ve güvendir. Doğru, belgeli ve tarafsız haber yaptığınızda, zamanla herkes size güvenir. Bunun somut bir örneğini de yaşadım. Adana Valisi, daha sonra da Kırıkkale milletvekili olan Oğuz Kaan Köksal ile röportaj yaparken, özel kalem müdürüne “Düzgün Bey içerideyken ne dahili ne harici telefonları bağlamayın” talimatını verdi. Ben “Sayın Valim, ya Bakan ararsa?” diye sorduğumda, “Arasın kardeşim, biz burada Adana’yı konuşuyoruz.” karşılığını verdi. Gerçekten de kendisi hiçbir zaman telefonlarımı yanıtsız bırakmadı. Sadece o değil, birçok yöneticiyle de aynı güven ilişkisini kurabildim. Yıllar sonra bile aranıyor olmamın nedeni budur. Gazetecilikte esas olan şudur; gördüğünü yazmak, duyduğunu teyit etmek ve doğruyu olduğu gibi aktarmak. Böyle olmadığı sürece gazetecilik yapılmış sayılmaz. Röportaj devam edecek…
|
||
|
||
| Etiketler: “Gazeteci, alkışlamaz, |











