|
||
| O sahnenin hayal olduğunu sonradan anladım! | ||
| DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (21) | ||
| Sanat Haberi | ||
|
||
| |
||
RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN ======================== Gazeteci Oğuz Topaçoğlu, meslek hayatına ilişkin anılarını sorularımız eşliğinde anlatmayı sürdürüyor. Aldığı yüksek puana rağmen, izlediği bir filmden etkilenerek Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümünü tercih ettiğini belirten usta gazeteci Topaçoğlu, mesleğe büyük bir ideal uğruna başladığını ifade ediyor. Topaçoğlu, “O gün, o filmdeki sahnenin bir hayal olduğunu, genç yaşımızda gazetecilik duvarına tosladığımızı anladık. Meğer boş bir hayalin peşinde koşmuşum. Bugün kalp, şeker ve tansiyon hastasıysam gazetecilik mesleğinin bana faturası çok ağır olmuş demektir. Bu, benim kişisel düşüncemdir.” diyor. Gazetecilik hayatınızın ilk yıllarında hangi koşullarda çalışıyordunuz? O günlere dair bir anınızı paylaşır mısınız? Gazeteciler atlar gibi ayakta ölür. Hâlâ Mersin’de yerel televizyonlarda program üretmeye ve yerel gazetelerde yazı yazmaya devam ediyorum. Mersin Gazeteciler Cemiyetinin aylık yayın organında (Cemiyet) karikatür çizmeyi sürdürüyorum. 1977 seçimleri sırasında, CHP Genel Başkanı merhum Bülent Ecevit’in Bursa mitingini Türk Haberler Ajansı (THA) muhabiri olarak izlerken, Levent Kırca’nın “Cevat Kelle” parodisini adeta canlı olarak yaşadım. Bir elimde kocaman bir telefoto cihazı, boynumda iki fotoğraf makinesi, çantamda not defterim ve kalemimle mitingi takip ettim. Orada çektiğim fotoğrafları tab ettirdikten sonra PTT’ye giderek telefoto aracılığıyla Bursa’dan İstanbul’a gönderdim. Yine aynı PTT vasıtasıyla haberimi de yazdırıp ilettim. Hem foto muhabiri hem gazeteci hem de teknik eleman olarak üç ayrı görevi üstlendim. Üstelik bütün bunları henüz on sekiz yaşında, genç bir gazeteci olarak başardım. Büroda nöbetçi kaldığım günlerde, Anadolu’nun çeşitli illerinden gelen haberleri yazar ve teleks aracılığıyla abonelere geçerdim. Gönderilen filmleri karanlık odada banyo eder, tab ettikten sonra yine telefotoyla abonelere servis ederdim. Teleksle iletilen haberlerin delikli ve şifreli şeritlerini yeniden yapıştırıp hangi harfte kaldığımı bulacak kadar ustalaşmıştım. Teleks operatörü, stüdyo sorumlusu ve editör olarak yıllarca koca bir ajansı geceleri tek başıma yönettim. Eskiden haber için bir kuruma gittiğimizde, sekreterler ayağa kalkar, bizi nasıl ağırlayacaklarını bilemezlerdi. Parti liderleri bile gazetecilerin önünde ceketlerini ilikleyerek yürürlerdi. Şimdi aynı saygın ortamın azaldığını üzülerek gözlemliyorum. ALAYLI MEKTEPLİ ARASINDA SIKINTI Asıl sıkıntı, alaylı ve mektepli meslektaşlarımız arasında yaşanırdı. Hürriyet Çukurova Bölge Haber Müdürlüğünde çalışırken, Rahşan Ecevit’i takip etmek üzere Adana’dan Mersin’e gönderildim. Dönemin şefi, ben gelmeden önce yerel muhabire Rahşan Hanım’ın konuşma metninin fotokopisini çektirmiş ve haberi telefonla yazdırmış. Adana’dan İstanbul’a hızla geçilen haberde yer alan “derpolikasyon” kelimesi nedeniyle İstanbul’dan Adana’ya fırça gelmişti. Ancak benim geçtiğim haberle bu hata düzeltilmişti. İstanbul’un, “O kelimeyi sözlüklerde bulamadık.” diyerek tepki gösterdiği sözcüğün aslında “depolitizasyon” olduğu anlaşılınca durum açıklığa kavuşmuştu. Bu örnekte, alaylı ve mektepli gazeteciler arasındaki çatışma somut bir şekilde ortaya çıkmıştı. ÖNEMLİ OLAN İNSAN KALABİLMEKTİR Geleneksel gazetecilikten dijital gazeteciliğe geçişi nasıl değerlendiriyorsunuz? İnternet ve yapay zekâ mesleği sizce nasıl değiştirdi? Bu, kaçınılmaz bir sondu. Denetim şart! Teknolojinin ilerlediği, yapay zekânın sınırları zorladığı ve algoritmaların iletişimde söz sahibi olduğu dijital çağda yapılacak tek şey var: Bu hıza ayak uydururken önemli olan, insan olarak kalabilmektir. İnsan duygusallığını ve bilgeliğini unutmadan, elbette denetimi de elden bırakmadan hareket etmeliyiz. Elinde cep telefonu olan herkesin gazetecilik yaptığı günümüzde, mesleğin temel değerlerinden ve sorumluluklarından asla uzaklaşmamalıyız. YEREL GAZETECİLİK ÇOK KIYMETLİ Yerel basının kentlerin gelişimindeki rolünü ve önemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ben genellikle yaygın basında çalıştım. Ancak yerel basında görev yapan meslektaşlarımın kıymetini çok iyi bildiğim için her platformda onlara sahip çıktım. Bir mektepli olarak alaylı gazetecileri hiçbir zaman küçümsemedim; her zaman destekledim. 1984’te Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın “Hürriyet Gazetesi gelmeden basın toplantısını başlatmayacağım.” açıklamasını duyduğumda, o gün orada bulunan ve aralarında Cumhuriyet gazetesi muhabiri Mehmet Yapıcı’nın da olduğu gazeteci kardeşlerim şahittir ki, kendisine “Sayın Durak, bu açıklamanız belki de Hürriyet gazetesinde tek satır bile yer almayacak. Ancak yerel basındaki arkadaşlarım sizi birinci sayfadan manşetlerine taşıyacak ve tüm Adana’ya sesinizi duyuracak.” dedim. Halen Mersin’de yerel gazetecilik yapıyorum. Yerel medyanın kentlerde çok önemli işlevler üstlendiğine inanıyorum. Bunu vatandaşlardan aldığım geri dönüşlerden anlıyorum. TİYATRODAN GAZETECİLĞE GEÇTİM Tiyatroya olan ilginiz nasıl başladı ve gazeteciliğe yönelmenizde hangi koşullar etkili oldu? Ben aslında tiyatro kökenliyim. Gazetecilikten tiyatroya değil, tam tersine Yıldız Kenter’in öğrencisi olduğum dönemde tiyatrodan gazeteciliğe zorunlu geçiş yaptım. Hem Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümüne gidiyor hem de Kenter Hoca’nın, Sabahattin Kudret Aksal ve Melih Cevdet Anday’ın tiyatro anlayışının gerektirdiği Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümüne devam ediyordum. En yakınlarımın bizzat “Bizim ailede soytarı yoktur.” diyerek karşı çıkmaları ve babamın da bu tutumu onaylaması üzerine konservatuvarı bırakıp gazeteciliğe başladım. Antik çağdaki adı Sardes olan ve dünyada tiyatronun doğduğu ilk yer olarak kabul edilen Salihli’de bir tiyatrocu olarak dünyaya geldiğimi düşünüyorum. Yıldız Kenter’in yönetimindeki konservatuvar sınavına 250’yi aşkın kişi başvurmuştu. Bu adaylar arasından sınavı kazanan 23 kişiden biri de bendim… TİYATRO ATMOSFERİNİ UNUTMAM Çocukluk yıllarınızda TRT radyosuyla tanışmanız ve babanızla yaşadığınız jeneratör arızası anısı, hayatınızda nasıl bir iz bıraktı? Çok küçük yaşlarda, (yakın dostum gazeteci-yazar Abdulkadir Kaçar’ın da çok sevdiği) TRT radyosuyla tanıştım. Henüz kısa pantolonla gezen, okul çağına gelmemiş, beş yaşlarında bir çocuktum. Bir akşam babam, “Hazırlan oğlum, seninle bir yere gideceğiz.” dedi. Mersin’de ATAŞ’ın kuruluşunda çalışan babamın, “teknik general formen” olarak TRT’nin Kazanlı’daki radyo vericilerini çalıştıran jeneratördeki arızayı giderdiğini gördüm. O gün, karanlığın içinde kaybolup geri dönen babamla gurur duydum. Bizi oraya götüren, naylon kapılı cipin içinde, uzaktan gelen köpek seslerinden duyduğum korkuyla yaşadığım o tiyatro atmosferini hiç unutmayacağım… SEYİT ONBAŞI ROLÜNÜ OYNARKEN Tiyatro sahnesinde unutamadığınız ilginç bir anınızı anlatır mısınız? Çanakkale Savaşı’nın 100. yıl dönümü anısına hazırlanan “Çanakkale” oyununda, 2018 yılında Toroslar Belediyesinde dört ayrı rolle sahneye çıktım. En unutamadığım anım, Seyit Onbaşı rolünü oynarken yaşandı. Tiyatrocu arkadaşlarımın bana aktardığına göre, seyircilerden biri arkadaşına, “Yahu, bu adam ölmedi mi? Hâlâ yaşıyor mu?” demiş. Bir başka seyirci de köpükten yapılmış yapay top mermisini dizlerimin üzerine yıkacakmışım gibi rol yaptığım sırada, “Gardaş baba çok yoruldu, bak top mermisini taşıyamıyor. Kendisine yardım edelim.” demiş. Bu sözleri tiyatrocu arkadaşlarımdan duyduğumda çok etkilendim. Seyircilerin beni rolümle özdeşleştirmesi, sahnede yarattığım etkinin ne kadar güçlü olduğunu gösteren değerli bir hatıra olarak hafızamda kaldı. “KALEMİNİ KIR AMA SATMA!” Mesleki tecrübelerinizden hareketle iletişim fakültesi öğrencilerine hangi tavsiyelerde bulunursunuz? İstanbul Pertevniyal Lisesinde, beni çok seven ve başarılı bulan kimya öğretmenim Şehriban Hanım’ın teşvikiyle öğretmenlik de yaptım. Hocam yıl sonu karnelerini okurken ben de sınıf arkadaşlarıma kimya derslerini anlatırdım. Bu alışkanlığım, Adana Hürriyet Haber Ajansında bölge müdürüyken rahmetli Gürses Vargül ağabeyimin yönlendirmesiyle Niğde Üniversitesinde gazetecilik dersleri vermemle devam etti. Ekürim (kankam) Abdulkadir Kaçar’ın sıkça vurguladığı “Gazetecinin parası pul, karısı duldur.” sözüne karşılık ben de arkadaşlarıma, “İyi bir gazeteci olmak istiyorsan bekârlığı seçeceksin. Gazetecilik, zor meslektir. Zengin olmak isteyen başka kapıya!” diyorum. Yine öğrencilere şu sözlerle sesleniyorum: “İyi gazeteci olursanız ağır bedeller ödeme; hatta canınızdan olma riski vardır. Kötü gazeteci olursanız aç kalırsınız, ortalarda olursanız da benim gibi sürünürsünüz.” Son söz olarak, gazeteci herkesin bakıp geçtiği şeyleri görebilen kişidir. Merak duygusundan yoksunsan gazeteci olamazsın. Bir gazeteci doktor, avukat ya da ekonomist kadar uzmanlık bilgisine sahip olmayabilir. Ancak bu mesleklerin her biri hakkında temel bilgilere sahip olmak zorundadır. Enflasyon ve devalüasyon kavramlarını herkes biliyor olabilir ama bir gazeteci, deflasyon sözcüğünü duyduğunda şaşırmamalı, bu kavramın anlamını da bilmelidir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Sözlerimizi, bir dönem “amiral gemisi” olarak anılan Hürriyet gazetesinin kurucusu Sedat Simavi’nin şu sözleriyle bitirelim: “Genç gazeteci arkadaşım, bu meslek zordur. Zorda kalırsan kalemini kır ama satma!” MESLEĞİN FATURASI ÇOK AĞIR OLDU Gazeteciliğe hangi hayallerle başladınız? Şimdi geriye dönüp baktığınızda bu hayallerinize ulaşabildiniz mi? Hayır. Sınavlara hazırlanırken yorgunluk atmak için Karagümrük’te gösterilen bir filme gittik. Film, tamamen gazetecilik mesleğiyle ilgiliydi. Amerikalı gazetecinin patronu, muhabirine, “Ulan, Uzak Doğu’ya gittin, aylardır dünya kadar para tükettin, tek satır haber geçmedin!” diye fırça attı. Bunun üzerine muhabir, patronunun yüzüne karşı, “Haberi tamamlamak üzereyim. Sen para gönder!” deyip telefonu yüzüne kapattı. Puanım yüksek olmasına rağmen, bu sahneyi izledikten sonra ilk tercihim gazetecilik oldu. Büyük bir ideale mesleğe başladım. O gün, o filmdeki sahnenin bir hayal olduğunu, genç yaşımızda gazetecilik duvarına tosladığımızı anladık. Meğer boş bir hayalin peşinde koşmuşum. Bugün kalp, şeker ve tansiyon hastasıysam gazetecilik mesleğinin bana faturası çok ağır olmuş demektir. Bu, benim kişisel düşüncemdir. |
||
|
||
| Etiketler: O, sahnenin, hayal, olduğunu, sonradan, anladım!, |
|
|
||
|













