|
||
| Arabesk müziğin TRT’de yayınlanmasını sağladım! | ||
| KÜLTÜR-SANAT SÖYLEŞİLERİ- (15/3) | ||
| Sanat Haberi | ||
|
|
||
| |
||
RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN ======================= Örnek aile hayatı, sesi, tarzı ve unutulmaz besteleriyle Türk müziğinde saygın bir yer edinen “Arabeskin Kralı” Hakkı Bulut ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı söyleşiye devam ediyoruz. Uzun yıllar tartışma konusu olan “arabesk müziğin” TRT’de yayınlanması için verdiği zorlu mücadeleyi anlatan ünlü sanatçı, o döneme ilişkin şunları dile getiriyor: “Adamları olan sanatçıları her yılbaşında TRT’ye çıkarıp birer parça okutuyorlardı. Oysa onların çoğu, benden sonra şöhret olmuştu. Daha önce tanınmış olmama rağmen ekranlardan uzak tutuluyordum.” 1988 yılında Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen Müzik Kongresi’ne davet edildiğini hatırlatan Bulut, arabesk müziğin başta TRT olmak üzere tüm televizyon kanallarında yayınlanmasını sağlayarak Türkiye genelinde bir ilke öncülük ettiğini vurguluyor. TRT’de ekranlardan yasaklı olduğunuz bir dönem vardır. Bu engeli hangi mücadelelerle aştınız? MÜZİK KONGRESİ DÜZENLENDİ Tabii, yıllarca öyle bir durum vardı. Sonra fark ettim ki orada bir ayrım yapılıyor. Adamları olan sanatçıları her yılbaşında TRT’ye çıkarıp birer parça okutuyorlardı. Oysa onların çoğu, benden sonra şöhret olmuşlardı. Daha önce tanınmış olmama rağmen ekranlardan uzak tutuluyordum. Ben de durmadan uğraşıyordum. TRT’ye sürekli dilekçe veriyordum. Dilekçelerim birim birim dolaşıyor, ama sonunda bana hiçbir dönüş yapılmıyordu. Bu mücadelem sürerken, 1988 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Ankara’da ilk Müzik Kongresi düzenlendi. Bu kongreye delege olarak davet edildim. Bakanlık yetkilileri, “Hakkı Bey, her sanatçı gibi sizi de dinledik. Bu kongrede yer almanız için öneride bulunduk. Geldiğiniz için teşekkür ederiz.” dediler. ARABESK ÖYLE ZİRVE YAPTI Kİ… Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kültür-sanat alanında başlattığı çalışmalarının devamı olarak gerçekleştirilen Müzik Kongresi’nin amacı şuydu: O dönemde “arabesk” diye yaptığımız bu müzik öyle bir zirveye ulaşmıştı ki, diğer müzik tarzlarını gölgede bıraktı. Ne sanat müziği, ne rock müziği, ne Batı müziği ne de halk müziği kaldı. Herkes bizi dinliyordu. Bizi derken kimi; Hakkı Bulut, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay… Hepsi bu kadar. ÇOCUKLAR UNKAPANI’NA GETİRİLYODU Bu arada çocuklarının elinden tutup taa Doğu’dan; yani Van’dan, Hakkâri’den, Kars’tan İstanbul Unkapanı’na getirerek onları sanatçı yapmak isteyen çok sayıda aile vardı. Ortam tam anlamıyla bir kargaşaydı. Çünkü bu iş kolay zannediliyordu. İşte tam o karmaşada Kültür Bakanlığı bir uygulama yapmak istedi: “Gerçek sanatçıları ve müzikten anlayan isimleri bir kategoriye, diğerlerini de ayıklama yoluna gidiyoruz.” diyerek Müzik Kongresi’ni tertipledi. ARABESK İÇİN SIRAMI BEKLEDİM Büyük bir salonda organize edilen Müzik Kongresi’ne binlerce delege katıldı. İlk gün, bana göre oldukça anlamsız konuşmalar yapıldı. Sazların perdeleri, telleri ve vurguları şöyle olmalı ya da saksafonun tuşları böyle olmalı gibi gereksiz ayrıntılar üzerinde duruldu. Ben ise orada bir delege olarak, “Acaba arabesk müzik ele alınacak mı?” diye sabırsızlıkla bekliyordum. ARABESKİ YERDEN YERE VURDU Nitekim ikinci gün bir profesör hanımefendi kürsüye çıkıp arabesk üzerine bir konuşma yaptı. Açıklamalarında arabeski öyle bir yerden yere vurdu ki… Yok hüzün veriyormuş, yok insanları derbeder ediyormuş, yok karamsarlık aşılıyormuş… Yani o anda ortalıkta söylenen bazı sözleri zihnine yerleştirip gelip onları paylaştı. Elbette ona cevap verecek kişi de bendim. Bu amaçla sahneye çıkmam salondaki katılımcılar tarafından büyük alkışla karşılandı. BU ŞARKININ NERESİ KARAMSAR? Alkışlar kesilip ortam sessizleştiğinde konuşmacı profesör hanımefendi ön sırada oturuyordu. Ona hitaben şunları söyledim: “Az önce arabeskle ilgili çok enteresan sözler sarf ettiniz: ‘Yok, arabesk müzik hüzünlüdür, dertlidir, insanı karamsarlığa sürüklüyor…’ Şimdi ben bir parça okuyayım, bakalım bu eserin neresi karamsar?” Ardından canlı olarak şu şarkıyı seslendirdim: “İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız/ Sen benimle ben seninle bu hayatı yaşamalıyız/ Severek birbirimizi hayatta hep gülmeliyiz…” AMA BU ARABESK DEĞİL Kİ… Profesör hanımefendi yerinden kalkıp, “Ama bu arabesk değil ki…” ifadelerini kullandı. Bunun üzerine kendisine şu cevabı verdim: “Bakın, ben bir arabesk müzik sanatçısıyım. Bu ülke beni öyle tanıyor. Eserin sözleri ve müziği bana ait; okuyan da benim. Bu parça da arabesktir. Kalkıp o konuşmayı yaptınız ama siz arabeskin ne olduğunu bilmiyorsunuz ki…” Tabii salonda alkıştan adeta kıyamet kopuyor. Ayrıca orada şunu izah ettim, hâlen de söylenir: Her müzik türü farklı söylemleri ve duyguları yansıtır. Bazıları neşeli, şen şakrak ve hareketliyken, bazılarında ise hüzün ağır basar… HÜZÜNLÜ PARÇALARI ÖRNEKLEDİM Türk sanat müziğinden bir örnek verdim: “Dertleri zevk edindim bende neşe ne arar/ Elem dolu kalbimden gitmiyor hâtıralar/ Mâziden kalan her iz beni içten yaralar/ Elem dolu kalbimden gitmiyor hâtıralar.” Devamında “Bakın, Türk sanat müziğindeki bu eser ne kadar hüzünlü değil mi?” diye sordum. –Bu yetmediyse daha dertlisini söyleyeyim… –“Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç. Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç…” “Bunun neyi anlattığını biliyor musun?” deyip ve ekledim: “Ölümü anlatıyor, evet, ölümü…” SALONDA ALKIŞLAR KOPUYOR Tabii, yine salonda alkışlar kıyamet gibi kopuyor. “Sadece bunlar mı? Şimdi Türk halk müziğine gelelim.” dedim. –Güzel türkülerimiz var. Özellikle uzun havalarımızın hepsi hüzünlüdür: “Yandım anne, öldüm anne…” Ne kadar güzel, değil mi? BANA NE BAHARDAN YAZDAN “Çok sevdiğim başka bir türkü söyleyeyim mi?” deyip “Yolun Sonu Görünüyor” ile sözlerimi sürdürdüm: “Bana ne yazdan bahardan/ Bana ne borandan kardan/ Aşağıdan yukarıdan/ Yolun sonu görünüyor…” –“Peki, bu türkü neye dikkat çekiyor?” şeklinde sordum ve yanıtını yine kendim verdim: “Ben artık yaşlandım ya da hayattan kopuyorum. Bana ne bahardan, yazdan… Yani ölümü hatırlatıyor. Bakın, ne kadar hüzünlü değil mi?” VERDİ’NİN OPERASINI HATIRLATTIM –O da mı yetmedi? –Şu anda çok övdüğün ve sevdiğin Batı müziğinde de benzer örnekler var. İtalyan besteci Giuseppe Verdi’nin Don Carlo operasından bir dize okuyacağım; TRT bunu altyazılı yayınlıyor. Şarkıyı söyleyen sanatçı sevdiğine diyor ki: “Senin olmadığın bir dünyada benim yaşama imkânım yok. Sen yoksan ben de yokum.” İşte Verdi, Don Carlo operasında da bunu dile getiriyor: Bakın demek ki her müzik tarzında hem hüzün hem de başka duygular vardır. KÜLTÜR BAKANI BENİ DAVET ETTİ Tabii bu büyük başarı dönemin (1987-89) Kültür ve Turizm Bakanı Tınaz Titiz’e ulaştı. Ud çalan ve sanata yakın bir isim olan Bakan Titiz beni davet etti: “Hakkı Beyciğim, bütün konuşmalardan haberim var. Sizden bir ricamız var. Bize bir eser getirebilir misiniz? Onu TRT’de resmen yayınlayacağız.” dedi. –Eee tabii, bir eserin yayınlanması için yeni bir çalışma ortaya koymak lazım. Kolay değil ki… Bu arada Tınaz Titiz’in bir hafta sonra bakanlıktan ayrılacağını öğrendim. Ayrılınca TRT’ye çıkma fırsatını kaçırmış olurdum. O zaman benim de hızlı hareket etmem gerekiyordu. İki milyon kaset satmış bir şarkım vardı; piyasaya çıkmasının üzerinden yalnızca bir ay geçmişti: “Henüz üç yaşında bir kardeşim var/ Seni ondan bile kıskanıyorum…” O eseri aldım, ufak tefek değişiklikler yaptım. Beste, Atatürk Kültür Merkezi’nde TRT 1’de yapılan basın toplantısıyla tanıtıldı. Daha sonra TRT’nin diğer kanallarında yayınlandı. SANATÇI ARKADAŞLARA SİTEM EDERİM Arabeskin TRT’de yayınlanmaya başlaması, sizin için önemli bir kırılma noktası oldu… Tabii bunu yalnızca kendim için yapmadım. Aynı zamanda arabesk müziğin, başta TRT olmak üzere tüm televizyon kanallarında yayınlanmasını sağlayarak Türkiye genelinde bir ilke öncülük ettim. Onun için bazen de sanatçı arkadaşlara sitem ederim: Eğer siz arabesk müzik yapıyorum diyorsanız, bu yolda ilerliyorsanız; şunu bilin ki TRT’ye sizi çıkartan benim. Ve o günden bugüne, o eser benim için hep bir hit oldu. Sahneye çıkarken onun müziğiyle çıkıyor, sahneden inerken yine onun müziğiyle programı kapatıyoruz. CANLI PERFORMANS SERGİLİYORUM Konserlerinizde kaç saat canlı performans sergiliyorsunuz? Sahneye çıktıktan sonra 2–3 saat boyunca canlı performans sergiliyorum. İnsanlar da “Bu ses nasıl çıkıyor, bu adam nasıl okuyor?” diye şaşırıyor. Dediğim gibi, şu anda yurt içinde ve yurt dışında planlanmış konserlerime devam ediyorum. MERCEDES TUTKUSUYLA BÜYÜDÜM Mercedes tutkunuz herkes tarafından biliniyor. Aracınızı genellikle kendiniz mi kullanıyorsunuz? Evet, kendim kullanırım. Sanatçı olmaya başladığım yıllarda çok garip… Kendi kendime, “Bir arabam olsun ama mutlaka Mercedes olsun” derdim. O günden beri de hep güzel arabalar kullandım. Sonuçta insanın ayağını yerden kesmesi gerekir. Mercedes tutkusuyla büyüdüm diyebilirim. Bugüne kadar beş adet Mercedes değiştirdim ama başka bir markaya hiç geçmedim. Aracımı da kimseye vermem. Sadece eşim benimle gelirse onu yanıma alırım. Çünkü benim şoförlüğüme hiç şüphe etmiyor; o kadar güvenir. Onun dışında kimseyi yanıma almam. Arabama atlayıp İstanbul’dan Adana’ya dokuz saatte rahat rahat gelebiliyorum. Otobüs şoförleri bile buna şaşırıyor. MİLYONLARCA SEVENİM VAR Geçtiğimiz günlerde 81. yaş gününüzü kutladınız. Sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Bundan sonrası için yeni projeleriniz ya da hedefleriniz var mı? Hayatınızı yine sahnede sürdürmeyi düşünüyor musunuz? Evet, bundan sonraki hayatımı da benzer şekilde sürdürmeyi düşünüyorum. Enerjim de bu yönde. Tek bir hedefim var; o da yaşadığım sürece müziğe devam etmek... Bu şöhreti bırakıp gitmek bana göre değildir. Çünkü yurt içinde ve yurt dışında milyonlarca sevenim var. ‘Hakkı Bulut müzikten koptu.’ dedirtmem. Sürekli eser üretir, yayın yapar ve sahneye çıkarım. Beni mutlu eden, diri kalmamı sağlayan ve bana enerji veren tek uğraş müzik ve sanatımdır. DEMOKRASİNİN GÜZELLİĞİNE BAK Sahne hayatınızda mutlaka hayranlarınızla yaşadığınız birçok anekdot vardır. Unutamadığınız bir hatıranızı bizimle paylaşır mısınız? Şu anda kızım, anılarıma dair bir kitap yazıyor. Başımdan öyle olaylar geçti ki… Fransa’nın başkenti Paris’te bir konser veriyordum. Büyük bir salonda sahne alıyordum ve davetlilerin tamamı yerlerini almıştı. Ancak en önde, üzerinde “rezerve” yazan bir masa boş duruyordu. Bu, sahneye çıkan bir sanatçı için hoş bir görüntü değildir. Salonun her yeri doluydu; ancak en öndeki masa boş kalmıştı. Bir süre sonra rezervasyon sahipleri geldi. Sarışın, zayıf bir kadın ve yanında iki uzun boylu erkek vardı. Bizim vatandaşlarımız konseri büyük bir coşku ve tezahüratla izlerken, onlar sakin bir şekilde dinliyor ve etrafı gözlemliyorlardı. Program yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Konserden sonra aşağı indim. Mekânın arka tarafındaki bahçe benzeri alanda organizatörle birlikte oturduk. Bu sırada kadın, çağrılan bir taksiyle ayrıldı; yanındaki iki erkek ise bisikletlerine binerek oradan uzaklaştı. Ön sırada rezervasyon yaptırıp ardından taksi ve bisikletle gitmeleri beni şaşırtmıştı. Merakımı gidermek için, “Bu kişiler kimdi?” diye sordum. Aldığım cevap ise oldukça ilginçti: “Baba, o kadın Fransa Başbakan Yardımcısıydı. Bisikletle gidenler de milletvekilleriydi.” Bunun üzerine kendi kendime, “Vay be… Demokrasinin güzelliğine, insanların hoşgörüsüne ve sadeliğine bak.” dedim. Bu olay, unutamadığım anılardan biri olarak hafızamda kaldı. Röportaj devam edecek…
|
||
|
||
| Etiketler: Arabesk, müziğin, TRT’de, yayınlanmasını, sağladım!, |
|
|
||
|







