‘İran’daki okul saldırısı bir savaş suçudur’
Haber
05 Mart 2026 - Perşembe 12:27
 
‘İran’daki okul saldırısı bir savaş suçudur’
Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av.Türktekin, “Minab’da katledilen çocukların kanı henüz kurumamışken, Birleşmiş Milletler (BM) kürsüsünde Melania Trump’ın çocuk hakları üzerine barış nutku atması hem uluslararası hukukun hem de uluslararası toplumun çöküşünün ilanıdır” dedi
Yaşam Haberi
‘İran’daki okul saldırısı bir savaş suçudur’

 

Gelecek Partisi İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Avukat Meryem Türktekin, Dünyanın bu hafta, insanlık tarihinin en büyük riyakarlık sahnelerinden birine tanıklık ettiğini belirterek, “Gazze’de öldürülen her çocukla aşınan uluslararası hukuk, 28 Şubat’ta İran’da bir kız ilkokulunun doğrudan hedef alınmasıyla adeta son nefesini verdi. Minab’da katledilen çocukların kanı henüz kurumamışken, Birleşmiş Milletler (BM) kürsüsünde Melania Trump’ın çocuk hakları üzerine barış nutku atması hem uluslararası hukukun hem de uluslararası toplumun çöküşünün ilanıdır” dedi.

Av.Türktekin yaptığı açıklamada şunları söyledi:

 

Şok ve Dehşet Stratejisi: Bilinçli Tercih

“ABD ve İsrail, diplomasi masası henüz açıkken 28 Şubat’ta İran’a karşı operasyon başlattı ve ilk hedef olarak Minab’daki bir kız ilkokulunu seçti. Bugün itibarıyla o okulda katledilen çocuk sayısı yaklaşık 170’e ulaştı; 60 çocuğun bedeninden ise tek bir parça dahi bulunamadı.

Bu saldırının bir "hata" olduğuna inanmamızı bekleyenler, aklımızla alay ediyor. Aynı gün İran’ın en üst düzey yöneticilerini "nokta atışıyla" vurabilen bir istihbarat ve teknoloji ağının, bir ilkokulu "yanlışlıkla" hedef alması teknik olarak imkansızdır. Bu bir hata değil, bilinçli bir tercihtir. Zira uluslararası insancıl hukukta 'ayırt etme ilkesi', askeri güçlere hedefin niteliğini belirleme yükümlülüğü yükler.

Bu saldırı, askeri literatürde Shock and Awe (Şok ve Dehşet) olarak tanımlanan bir stratejidir; ve bu katliam bu stratejinin bugüne kadar yapılan en karanlık yansımalarından biridir. Shock and Awe stratejisinde sivil altyapı ve eğitim kurumlarının hedef alınması, düşmanın sadece fiziksel gücünü değil, toplumsal moral ve psikolojik direncini felç etmeyi amaçlayan bir 'stratejik terör' yöntemidir

ABD’nin 2003 yılında Irak’a yönelik başlattığı operasyonda Bağdat günlerce ağır bombardıman altında kalmış, bu görüntüler tüm dünyaya “dehşet” verici bir gövde gösterisi olarak sunulmuştu. Aynı şeyi, 7 Ekim sonrasında da defalarca Gazze’de izledik. Dolayısıyla o okulun vurulması da bir yanlışlık değildir. ABD ve İsrail kız çocuklarını bilinçli olarak hedef almıştır; amaçları, şok ve dehşet yaşatarak İran halkının savaşma azmini kırmaktır.

Ancak adalet bumerang gibidir; attığınız haksızlık dönüp sizi bulur. Görünen o ki, o savunmasız çocukların katli, İran halkının acıda birleşmesini sağlamış ve direniş gücünü artırmıştır.

Trump’ın Eli Mi Mahkum

Trump, ABD Kongresi’nin onayını dahi almadan bu savaşı nasıl başlatabildi? Onu bu hukuk tanımazlığa iten nedir? Epstein belgelerinde kamuoyuna yansıyan o görüntüler gerçek midir veya daha vahim görüntüleri mi vardır?

İddia edildiği gibi bu yüzden eli mi mahkumdur; bilinmez, bilemeyiz. Ancak uluslararası kamuoyunun vicdanında uyanan bu haklı soruların cevabı; ne yazık ki Nobel hayallerinin çok ötesinde, çocukların kanıyla yazılmış tarihin kara sayfalarından silinmeyecek bir gerçekliğe dönüşmüştür.

BM’de Oynanan Tiyatro

Melania olayından sadece iki gün önce, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, mağdurların korunması ve tarafsız biçimde adaletin sağlanması için Jeffrey Epstein dosyalarında yer alan iddiaların kapsamlı şekilde araştırılması için ülkelere çağrıda bulunmuştu.

Ancak Minab’daki katliam sonrasında verilen tepki yine yalnızca “esef” ve “soruşturma çağrısı” ile sınırlı kaldı. Oysa Cenevre Sözleşmeleri uyarınca okullar “mutlak korunan” alanlardır. Askeri bir gereklilik olmaksızın, sivil halkın (özellikle çocukların) doğrudan hedef alınması net bir savaş suçudur.

Daha da vahimi ise ertesi gün yaşandı; BM hem kendi tarihinin hem de dünya tarihinin en utanç verici "ilkine" imza attı: BM Güvenlik Konseyi oturumuna ilk kez bir devlet başkanının eşi başkanlık etti. Ve bu tabii ki ABD Başkanı’nın eşi Melania Trump’tan başkası değildi.

Gündem neydi? Adeta tüm insanlığın aklıyla dalga geçer gibi: “Çatışma ortamlarında çocuklar, teknoloji ve eğitim.”

İki gün önce okulları başlarına yıkılan kız çocuklarının ruhları o salonda dolaşırken, Melania Trump yüzündeki o sahte tebessümle çatışma ortamındaki çocuklardan söz etti… Çocukların kıymetini anlattı, barışı anlattı, eğitimin kesintiye uğramaması gerektiğini anlattı… Oysa daha çocukların kanı kurumamıştı; birçoğu henüz toprağa bile verilmemişti. Buna rağmen BM kürsüsünde barış nutukları atıldı ve bu sahne bütün insanlığa izletildi.
Ama o salonda bulunan onlarca diplomattan tek bir ses dahi yükselmedi…

İkiyüzlülüğün Kurumsallaşmış Hali

Dünya kamuoyundan gelen tepkiler üzerine ertesi gün BM Sözcüsü Ravina Shamdasani bir açıklama yapmak zorunda kaldı; BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk’ün siviller ve sivil altyapı üzerindeki etki karşısında "derin bir şok" yaşadığını belirtti ve İran’daki okul saldırısının bir "savaş suçu" teşkil etme ihtimali olduğunu ifade etti.

Açıkçası özürleri kabahatlerinden büyüktü. Çünkü herkes biliyor ki bu bir ihtimal değil; apaçık bir savaş suçudur.

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, söz konusu olan Müslümanların insan hakları olduğunda bunu sadece BM yapmıyor. Küresel insan hakları kuruluşlarının hemen hepsi sınıfta kalıyor.

İslam Alemi Artık Uyanmalı

Bu anlamda artık İslam aleminin uyanması gerekiyor.

Bakınız, daha bir ay önce de dünyanın en etkili ve en önemli insan hakları kuruluşlarından olan Human Rights Watch (HRW) ile ilgili bir olay patlak vermişti. HRW üst yönetiminin İsrail’in Filistinlilerin geri dönüşünü engellemesini “insanlığa karşı suç” olarak tanımlayan bir raporu yayımlamaktan kaçındığı ortaya çıkmıştı. Bu raporu hazırlayan HRW uzmanları Omar Şakir ve Milena Ansari söz konusu ikircikli tutuma tepki göstererek istifa etmişti.

 

 

Hakikatin ve hazırladıkları o raporun arkasında durarak istifa eden o uzmanları buradan saygıyla selamlıyorum. İnsan hakları raporlarını siyasi dengeler uğruna gizlemek, sadece o raporu değil, uluslararası hukuk güvenliğini de yok eder. Dolayısıyla  onlar, insan hakları savunuculuğunun ve mesleki onurun ne demek olduğunu tüm dünyaya göstermişlerdir.

Vicdan ve İstifa Çağrısı

Ve buradan BM yetkililerine sesleniyorum:

  • İnsan hakları savunuculuğu, BM’de ne gücü savunmaktır ne de gücü ağırlamaktır.
  • O kürsülerde hakikati, ahlakı ve vicdanı savunamıyorsanız Omar Şakir ve Milena Ansari’yi örnek alıp derhal istifa edin!

İnsan hakları bedel ödeyerek savunulur;

“İnsanlığa karşı işlenen suç” raporlarını gizleyerek,

 Çocukları katledenlerin temsilcilerini o makamlarda ağırlayarak değil…

Adalet Bir Yaşam Biçimidir

Yaşamı korumayı bilmeyenlerin adaleti; adaleti bilmeyenlerin tarafsızlığı daima eksik ve sahte kalır. Bizim felsefemizde adalet, kağıt üzerindeki bir kavram değil, haklının feryadıdır ve bir yaşam biçimidir. Çünkü biz biliyoruz ki adaletin olmadığı yerde barış; barışın olmadığı yerde ise insan onuruna yaraşır bir gelecek olamaz.

Gelecek Partisi olarak biz; dün olduğu gibi bugün de bu ikiyüzlü statükonun, bu maskeli diplomasinin karşısındayız.

Gelecek, çocuk katillerinin temsilcilerini BM kürsüsünde ağırlayanların değil; çocukların yaşam hakkını savunmayı asli görev sayanların olacaktır."

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: ‘İran’daki, okul, saldırısı, bir, savaş, suçudur’,
Diğer Fotoğraflar
Diğer fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerini tıklayın.
‘İran’daki okul saldırısı bir savaş suçudur’
‘İran’daki okul saldırısı bir savaş suçudur’
‘İran’daki okul saldırısı bir savaş suçudur’
Yorumlar
Haber Yazılımı