Yapay zekâ ile üretilen müzikler gerçek sanatçılara zarar veriyor!
Haber
01 Haziran 2026 - Pazartesi 10:14
 
Yapay zekâ ile üretilen müzikler gerçek sanatçılara zarar veriyor!
KÜLTÜR- SANAT SÖYLEŞİLERİ – (15/4)
Sanat Haberi
Yapay zekâ ile üretilen müzikler gerçek sanatçılara zarar veriyor!

 

RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN

======================

Arabesk müziğinin usta sanatçılarından Hakkı Bulut, son yıllarda yaygınlaşan yapay zekâ ile müzik üretiminin hem sanatçılara hem de dinleyicilere zarar verdiğini düşünüyor. Keyifli söyleşimiz sırasında bu konuda değerlendirmelerde bulunan Bulut, şunları söylüyor: “Belki teknik açıdan çok başarılı eserler ortaya çıkabilir; ancak içinde ruh ve duygu yoktur, çoğu uydurmadır. Öyle kusursuz ve hatasız yapılıyor ki... Oysa müzikte bazen küçük kusurlar da olmalıdır. Bir sanatçının sesindeki ufak bir hata bile onun canlı ve gerçek olduğunu hissettirir. Şimdi ise her şey fazlasıyla mükemmel ve kusursuz hâle getiriliyor. Şu anda MESAM, MSG, MÜYORBİR, Avrupa Müzik ve diğer kuruluşlar bu sorunun üstesinden gelmek için çaba gösteriyor. Çünkü yapay zekâ, sanatçılar açısından ciddi endişeler doğuruyor. Adeta insanda umut bırakmıyor.”

Eserlerinizi yazarken ilham kendiliğinde mi geliyor, yoksa zaman zaman ilhamın kapınızı çalmasını beklediğiniz oluyor mu?

ŞARKI SÖZLERİ ETKİLENMEME BAĞLI

Tamamen o anki atmosfere bağlı… Yani beni etkileyen bir konu varsa, o durum hakkında söz yazmak benim için çok basittir. Söz yazarken aynı anda müziğini de hazırlıyorum. Çünkü klavye ve bağlama çalıyorum. Eskiden çaldıklarımı unutmamak için notalarını da yazardım. Şimdi ise notaya çok fazla ihtiyaç duymuyorum. Cep telefonlarında çeşitli uygulamalar var; çaldıklarımı onlara kaydediyorum. Daha sonra dönüp dinliyorum. Sözler yeterliyse olduğu gibi bırakıyorum, yeterli değilse değiştiriyorum. Aklıma farklı sözler geldikçe onları da uygun yerlere yerleştiriyorum. Böylece unutulmayacak eserlere imza atıyorum.

HAKAN ÇALHANOĞLU’DA DİNLİYOR

Bugüne kadar yaptığınız besteler arasında “İkiniz Bir Fidanız, Gülleri Açan Dallıyız” adlı eseriniz, sanat yaşamınız açısından bir dönüm noktası gibidir… Peki, parçayı yazarken bu kadar ilgi göreceğini düşünüyor muydunuz?

Hayır. Herhangi bir şarkıyı "çok ilgi görsün" diye yazmam. Ben sadece şarkıyı bestelerim; gerisini dinleyicinin tepkisi belirler. Bakın, şu anda 27 yıl önce yaptığım "Sevmek Bu Mu" adlı şarkı yeniden çok dinleniyor. Türkiye'de viral oldu. Geçtiğimiz günlerde, İtalya Serie A ekiplerinden Inter'de forma giyen ve aynı zamanda A Millî Futbol Takımı'mızın kaptanlığını yapan Hakan Çalhanoğlu'nun da bu şarkıyı dinlediğini öğrendim. İtalyan spiker kendisine, "Hakan Bey, dinlediğiniz bu şarkı kimin?" diye soruyor. O da "Ülkemizde ünlü bir sanatçı olan Hakkı Bulut'un şarkısıdır." cevabını veriyor.

Bunun üzerine spiker de yayın sırasında, "İtalya'da en çok dinlenen ve sevilen sanatçı Hakkı Bulut'tur." şeklinde bir yorum yapıyor. Ardından şarkı kısa sürede milyonlarca kişi tarafından dinleniyor. Videoları ve görselleri sosyal medyada paylaşılıyor. Halbuki ben bu şarkıyı 27 yıl önce seslendirmiştim. Bestelerken de "İlla çok beğenilsin" diye düşünmedim. İçimden geldiği gibi yaptım. "Sanma ki bu sana haksız bir bühtan, bir zalim doğurdum diyecek anan. Seni melek sandım, meğer ruhun fettan..." dizeleriyle başlayan bir parçaydı.  Aradan yıllar geçmesine rağmen bugün hâlâ insanların dilinden düşmüyor.

GERÇEK SANATÇILAR İÇİN ZARARLI

Sizce 1970’li yılların müziğini günümüz müziğinden ayıran en önemli özellikler nelerdir? Müzikteki bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz?

Evet, müzikte önemli değişiklikler oldu. Günümüzde daha çok kısa ömürlü (günübirlik), gündeme bağlı şarkılar yapılmaya başlandı. Son yıllarda buna bir de yapay zekâ eklendi. Artık müzikler yapay zekâ yardımıyla da üretilebiliyor. Bunun hem gerçek sanatçılara hem de dinleyicilere zarar verdiğini düşünüyorum. Belki teknik açıdan çok başarılı eserler ortaya çıkabilir; ancak içinde ruh ve duygu yoktur, çoğu uydurmadır. Öyle yapay ve hatasız yapılıyor ki… Oysa müzikte bazen küçük kusurlar da olmalıdır. Bir sanatçının ses tonunda ufak bir hata bile onun canlı ve gerçek olduğunu hissettirir. Şimdi ise her şey fazlasıyla mükemmel ve kusursuz hâle getiriliyor.

Şu anda Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM), Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği (MSG), Müzik Yorumcuları Meslek Birliği (MÜYORBİR), Avrupa Müzik ve diğer kuruluşlar bu sorunun üstesinde gelmek için çaba gösteriyor. Çünkü yapay zekâ, sanatçılar açısından ciddi endişeler doğuruyor. Adeta insanda umut bırakmıyor.

Bir dönem yapay zekâ bu kadar yaygın değilken, Yunan bir kadın sanatçının eserlerimden birini çok güzel seslendirdiğini fark ettim. Kendi kendime, “Demek ki geçmişte buna izin vermişim, bu yüzden okuyor.” diye düşündüm. Sonradan öğrendim ki o sesi söyleyen gerçek bir kişi yokmuş; tamamen yapay zekâ tarafından hazırlanmış. Mesela bugün internette “Fadima” adıyla bir isim dolaşıyor. Ancak gerçekte böyle bir sanatçı yok. İsmi eklemişler; sesi de dâhil olmak üzere her şeyi bilgisayar oluşturuyor.

İZLEYİCİNİN İLGİSİ DEVAM EDİYOR

Peki müzik böyle değişti ama dinleyici profilinde de bir değişiklik var mı? 70’li yıllarla kıyasladığınızda günümüzün müzik anlayışı farklı mı?

Bence çok büyük bir değişiklik yok. O zamanlar da insanlar müziğe yoğun ilgi gösteriyordu. Mesela ben Gülhane Parkı'nda konser veriyordum; park tamamen doluyordu. Yer bulamayan insanlar direklere çıkıyordu. Şimdi de konser veriyorum, yine benzer bir yoğunluk yaşanıyor. Geçenlerde Afyon’da bir konser verdim; beni 274 bin kişi izledi. Bu bir dünya rekorudur. Organizasyonu belediye düzenlemişti. Hatta vatandaşlara, “Konser alanına gelmeyin, ayakta duracak yer bile kalmadı.” diye anons yapıldı. Ben bugüne kadar nerede sahneye çıktıysam aynı ilgiyi gördüm. Salon konseriyse salon dolar, açık hava konseriyse alan dolar, spor salonuysa spor salonu dolar. Dinleyicinin ilgisinin yıllar içinde azaldığını hiç düşünmüyorum.

KASET YAPMA DÖNEMİ KAPANDI

Artık albüm veya kaset yapma devri tamamen kapandı mı?

Bence büyük ölçüde bitti. Artık işler daha çok dijital ilerliyor. Eskisi gibi 12–13 şarkılık kaset ya da albüm dönemi kalmadı. Ama şimdi de başka bir akım var. Unkapanı'nda long play, yani plak çalışmaları yapılıyor. Bana da teklif edenler oldu ama ben açıkçası pek tercih etmedim. Yine de yapanlar var ve ilgi de görüyor.

MÜZİĞİN KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR

Eskiden bir sanatçı kaset çıkardığında insanlar, “Acaba üç ay sonra yeni albüm gelir mi?” diye beklerdi. Peki kaset ve albüm döneminin bitmesi müziğin kalitesini düşürdü mü?

Tabii ki etkiledi. Ünlü sanatçıların yeni albümleri büyük bir heyecanla beklenirdi. Şimdi ise insanlar pek beklemiyor; her şey çok hızlı tüketiliyor. Bu durum müziğin kalitesini de etkiliyor aslında. Elbette bugün de güzel eserler ortaya çıkıyor, başarılı çalışmalar yapılıyor. Ancak işin içindeki insan faktörü giderek azalıyor. Yerini daha çok teknoloji ve makine alıyor. (Gülüyor)

İYİ ÖRNEKLERDEN YARARLANIYORUM

Ama hâlâ gerçekten üreten sanatçılar da var…

Tabii ki var. Mesela ben hâlâ üretmeye devam ediyorum. Yakında yeni bir şarkım da çıkacak. Peki, ben ne yapıyorum? Güzel tasarlanmış projeleri dinliyorum. Beğendiğim bir çalışma varsa onun müzikal yapısını inceliyor, notasını çıkarıyorum. Daha sonra keman grubunu çağırıp, “Şu notayı çalın ve melodiyi uygulayın.” diyorum. Yani iyi örneklerden yararlanmak çok önemlidir. Ben Batı müziği sanatçısı değilim. Ama Beethoven, Mozart, Tchaikovsky ve Giuseppe Verdi gibi büyük bestecileri zevkle dinlerim. Onların eserlerindeki duyguyu, disiplini ve emeği örnek almaya çalışırım.

YAŞAMIMDA “KEŞKELERİM” OLMADI

Bu kadar uzun ve başarılı bir sanat hayatının ardından dönüp baktığınızda, “Keşke şöyle olsaydı” dediğiniz ya da pişmanlık duyduğunuz bir şey var mı?

Yok be yaşamımda pek “keşkelerim” olmadı. Şarkılar bana hep güzellikler getirdi. Sadece bir şarkım yüzünden sıkıntı yaşadım. Gerçi ona da tam anlamıyla kötülük diyemem; kaderde varmış diyelim… O şarkı nedeniyle cezaevine girdim, işkence gördüm… 1980 Eylül döneminde Türkiye’de cezaevine girip işkence gören tek sanatçıyım.

BEN HALKTAN HİÇ KOPMADIM

Sizin kendinize özgü bir stiliniz, giyim tarzınız ve duruşunuz var. İnsanlar sizi bir model gibi görüyor diyebilir miyiz?

Olabilir tabii. Çünkü beni herkes dinliyor; gençler de dinliyor, yaşlılar da, çocuklar da... Az önce de söyledim ya, çocuklar bile peşimden koşup, "Hakkı Baba, 'Sevmek Bu Mu?' şarkısını dinliyoruz." diyor. Düşünebiliyor musun? Neredeyse her evde çalınan bir şarkı oldu. Örneğin, “İntizarım Var” adlı şarkım yıllardır beğeniyle dinleniyor. Bir de insanların sevdiği şey galiba doğallık. Ben halktan hiç kopmadım. Olduğum gibi yaşamaya devam ettim.

BALIK YEMEYİ SEVERİM

Sanatın dışında hobileriniz var mı?

Ben hep müzikle uğraşıyorum. Sabah saat 06.00'da kalkarım. Her gün bir buçuk saat spor yaparım. Ama öyle ağır sporlar değil; yürüyüş yaparım, kol hareketleri yaparım. Kendimi yormadan, düzenli şekilde devam ederim. Akşamları da bol bol yürüyüş yaparım. Onun dışında balığı çok severim. Güzel bir yerde balık yeme fırsatı bulursam giderim.

MUTLULUĞU EŞİME BORÇLUYUM

Eşinizle 64 yıldır süren örnek bir evliliğiniz var. Sanat dünyasının yoğun temposuna ve şöhretin getirdiği zorluklara rağmen bu birlikteliği nasıl korudunuz?

Türkiye’de, hatta dünyada hem şöhreti yakalayıp hem de bunca yıl tek eşle evliliğini sürdüren ender sanatçılardan biriyim. Bu uzun beraberliği ve mutluluğu büyük ölçüde eşime borçluyum. Eşim hiçbir zaman sanat hayatımda bana sorun çıkarmadı. Kıskançlık yapmadı, her zaman anlayışlı davrandı. Ben de evimde saygılı olmaya özen gösterdim. Beş çocuk büyüttü. İnan bana, bir tanesine bile bir fiske vurmadı. Küsmeyi, darılmayı, öfkelenmeyi ve kıskançlığı bilmez. Çünkü benim de o bilinen tarz insanlardan biri olmadığımı bilir. Eşimin ailesi önce Sivas’tan Kayseri’ye, oradan da Adana’ya göç etmiş. Bir ablası dayımla evlenmişti, ben de küçük kız kardeşiyle evlendim. Böyle bir akrabalığımız oldu. Dediğim gibi, eşim çok iyi bir ev hanımıdır. Ben de mümkün mertebe öğretmenlik mesleğinin bana kazandırdığı disiplin ve yaşam anlayışını aile hayatıma yansıtmaya gayret ettim.

HALKIN SEVGİSİNE DEĞER VERİRİM

Bugün geriye dönüp baktığınızda, öğretmenlik mesleğinin sanat hayatınıza kattığı en önemli değer neydi?

Tabii oldu. Ben öğretmenlik yaparken de müzikle uğraşıyordum. Öğretmenlik bana disiplin kazandırdı. Edebiyat açısından da çok faydası oldu. Lisede edebiyat derslerim çok iyiydi; orada öğrendiklerimi hayatıma uyguladım. İnsanlara nasıl davranılması gerektiğini, kimseyi kırmadan yaşamayı öğrendim. Hâlâ da buna dikkat ederim. Bir de bazı duygular vardır, sözle anlatılamaz. Ben sahneye çıktığımda dinleyicinin bana bakışından ne hissettiğini anlarım. Sokakta yürürken bile insanlar sevgisini belli eder. Trafik ışıklarında dursam, herkes fotoğraf çekmeye başlar. Arabalar korna çalar. Uzaktan tanıyorlar beni. Ben de halkın bana gösterdiği bu sevgiyi kaybetmemek için elimden geleni yaparım.

HAYALLERİMİN PEŞİNDE GİTTİM

Çukurova; Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Yaşar Kemal ve Orhan Kemal gibi sanat ve edebiyat dünyasına damga vurmuş pek çok isim yetiştirdi. Siz de Adana'da büyüyüp hayatınıza burada yön verdiniz.   Çukurova'nın sanatınız üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim geldiğimiz yerlerde konser verme imkânı çok azdı. Ben ne zaman Ceyhan’a geldim, sahneye çıkma fırsatı buldum. Bir çay bahçesinde her gün program yapmaya başladım. Zaten küçük yaştan beri sanatçı olmayı çok istiyordum. Önce öğretmen oldum, sonra sanatçı olma hayalimin peşinden gittim ve bunu başardım. Sanatçı olurken de (çok garip ya) hep kendi kendime, “Bir arabam olsun ama Mercedes olsun” derdim. O günden beri de hep Mercedes tutkusuyla büyüdüm. Şimdiye kadar beş Mercedes değiştirdim ama başka araca pek alışamadım.

İŞTE “BEN BUYUM” DEDİM

Hayranlarınızla yıllardır süren güçlü bir bağınız var. Sizce bu sevgi ve güven ilişkisini bugüne kadar taşıyan en önemli unsur nedir?

Evet ama benim için asıl önemli olan, vatandaşlarla kurduğum bağdır. Bir konsere gidiyorum, salon dolmuş oluyor. Çoğu sanatçı gibi korumalar eşliğinde gizlice kulise girmem. Arabadan inerim; insanlar gelir, elimi sıkar, sarılır, fotoğraf çektirir. Bir gün Karadeniz Bölgesi'nde bir konsere gitmiştim. Otele girdim. Oradaki yönetici ve görevlilerin hepsi şaşkınlık içindeydi. Çok yorgundum. Tam uyuyacaktım ki otel sahibi aradı. "Abi, Malatyalı bir aile otele geldi. Seninle fotoğraf çektirmek istiyorlar. Aşağı iner misin?" diye rica etti. Hemen kalkıp giyindim, aşağı indim ve aileyle fotoğraf çektirdim. Sonra bana başka bir ünlü sanatçıdan bahsettiler. Otele korumalarla geldiğini, kimseye selam vermeden odasına çıktığını anlattılar. "Sen böyle davranınca şaşırdık." dediler. Ben de "İşte ben buyum." karşılığını verdim.

ÇAĞDAŞ İNSAN HERKESE SAYGILIDIR

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ben insanları ayırmam. Yeryüzündeki her insanı eşit görürüm. "Bu bizden, şu bizden değil." anlayışı bana göre değildir. Çağdaş insan, herkese saygı duyar. Mesela bugün baraj kenarında, Seyhan Nehri'nin kıyısında oturuyordum. İnsanların etrafa çöp attığını gördüm. Çok üzüldüm. Doğayı kirletmemek lazım. Ormanlar yanıyor; orada kuşlar, sincaplar, yavru hayvanlar ölüyor. Bunlar bana gerçekten acı veriyor. Bir otelde çıkan yangında insanlar hayatını kaybettiğinde günlerce içim sızlıyor. Filistin'de çocuklar öldüğünde büyük bir ızdırap yaşıyorum. İnsan olan bunlara kayıtsız kalamaz. Biz böyle geldik, böyle gideriz…

Yoğun programınızın arasında vakit ayırıp bu güzel söyleşiyi gerçekleştirdiğiniz için çok teşekkür ederim. (M.Ş.)

Ben teşekkür ederim. Sana hayırlı yayınlar diliyorum. (H.B.)

Kaynak: Editör:
Etiketler: Yapay, zekâ, ile, üretilen, müzikler, gerçek, sanatçılara, zarar, veriyor!,
Yorumlar
Haber Yazılımı