DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)
Haber
10 Mart 2026 - Salı 08:08
 
DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)
Savaş muhabirliğini para kazanmak için yapmadım!
Sanat Haberi
DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)

RÖPORTAJ: MEHMET ŞAHİN

=======================

Gazeteci, foto muhabiri ve belgesel yapımcısı Coşkun Aral ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ikinci bölümünde; dünyada ilk kez hava korsanlarıyla yaptığı röportajdan, yıllar boyunca savaş bölgelerinde “yaşam ile ölüm” arasında geçen deneyimlerine kadar pek çok konuyu konuştuk. Savaş muhabirliği sırasında maddi bir beklentisinin hiç olmadığını ifade eden Aral, “Çünkü çoğu yere kendi imkânlarımızla, üstelik bazen para kaybederek gidiyorduk. Ama tanık olmak ve bu tanıklığımı fotoğraflarla belgeleyip dünya gündemine taşımak benim için önemliydi.” diyor.

 

14 Ekim 1980’de kaçırılan bir uçakta, dünyada ilk kez hava korsanlarıyla röportaj yaparak hem Türk hem de dünya basınında dikkatleri üzerinize çektiniz. O anda uçakta olmanız tamamen bir şans mıydı? Sizin için “doğru zaman ve doğru yerde bulunmak” meslekte bir şans unsuru mudur? Bu meslekte şansa inanır mısınız?

DOĞURU YER VE ZAMAN ÖNEMLİ

Gazetecilik mesleğinde tabii ki şansa inanırım ve şansın herkes için geçerli olduğunu söyleyebilirim. Çünkü meraklıysanız, mesleğinizi her an yaşıyorsanız, dünyada gazeteciliğe ilişkin yapılmışları izlerken ya da arşivlerde bunlara bakarken “Ben olsaydım ne yapardım?’ diye mutlaka düşünürsünüz. 1980’ler dünyada soğuk savaş yıllarıdır. En çok Küba’ya uçakların kaçırıldığı ve bunun gazetelerde haber olduğu bir dönemdir. Ben ve meslektaşım Savaş Ay, o dönemde defalarca bunun hayalini kurmuştuk. Ama bana denk geldi. Unutmayalım ki, o güne kadar ve o tarihten sonra da onlarca gazeteci kaçırılan uçakların içindeydi ya da uçak kaçırılmalarına tanıklık etmişti. Fakat bir farkla: Ben, o zamanki gençliğin getirdiği cesaretle korsanlardan izin isteyip o röportajı yaptım. İzin vermeyebilirlerdi ve Allah korusun, etkileri uçağı düşürüp onlarca, yüzlerce insanın ölmesine neden olabilirdi. Buna rağmen iki insan yaşamını yitirdi. Bazı yolcular yaralandı ama ben o olayda doğru yerde, doğru zamanda olmayı iyi değerlendirdim ve bu röportajı gerçekleştirdim. Ama sorarsanız, şimdi olsa yapar mıydım? Hayır. Çünkü insan psikolojisini artık daha iyi biliyorum.

BAŞIMA BİR SÜRÜ OLAY GELDİ

Dört uçak korsanı vardı. Amaçları Türkiye’deki askerî rejimi protesto etmek ve ardından İran’a, oradan da Afganistan’a gidip kendilerince kutsal savaş; yani gaza olarak tanımladıkları bir savaşta bulunmaktı. Ben de İran’dan yeni gelmiştim. İkna ederken bunu kullandım. Onlarla gittim, röportajı yaptım. Ama başıma bir sürü olay geldi. Korsanlarla “iş birliği yaptığım” gerekçesiyle gözaltına alındım. Dört, beş kez Diyarbakır Cezaevi’nde ve Emniyet Müdürlüğünde sorgulandım. Fakat suçsuz olduğum, olayın tamamen bir rastlantı olduğu ortaya çıktı. Çünkü ne adamların siyasi görüşleriyle bir ilişkim vardı ne de böyle bir bağlantım olabilecek bir durum söz konusuydu. Uçaktaki herkes bu konuda ifade verdi. Bazıları ifadelerinde çok samimi olduğumu söylemişti ama buna karşı bir şey söyleyen yoktu. Bir hanımefendi çantamda objektiflerimi görüp bomba olduğunu iddia etmişti. Ancak dediğim gibi, suçsuz olduğum uluslararası basın camiası tarafından da ortaya konulunca serbest bırakıldım.

O FOTOĞRAFLAR HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ

O fotoğraflar hayatımı değiştirdi; ama içindeki gülen korsanlar yüzünden olayın ciddiyetini hiçbir zaman okuyucuya tam aktaramadım. Çünkü korsan ve pilot gülüyordu. “Nasıl bir uçak kaçırılıyor?” diye düşünülüyor. Oysa silahın dayatıldığı kaptan pilotun “Benim tikim var, bana yaparsanız uçağa hâkim olamam.” lafı üzerine bir kahkaha atılıyor. Sanırım bu, korsanlardan Yılmaz Yalçıner'in havayı biraz yumuşatmak için yaptığı bir davranıştı. Tam o anda ben o fotoğrafları çekiyorum. Uçak kokpitinde misafir olarak bulunan ve operasyon sırasında hayatını kaybeden bir yolcunun da “Ya ona değil, benim enseme koy.” demesiyle ikinci kahkaha atılıyor.  Tabii fotoğrafların içinde hep gülen insanlar olunca olayın ciddiyetini bozan bir imaj oluştu. Hâlâ “Bu olay düzmece mi?’ diye kuşkular var. Hayır, değildi. Ben yaşadım, oradaki yolcular bunu biliyor. Sonuçta o fotoğrafı çekilen, ensesine silah dayanan insan da bir gümrük muhafaza memuruyla birlikte hayatını kaybetti.

MESLEKTE DÖNÜM NOKTASIYDI

Bu tabii mesleğimde bir dönüm noktasıydı. Birincisi, uluslararası basında 1 Mayıs 1977 ile yer aldım. Ardından arşivim ve doğru zamanda doğru yerlerde bulunmam sonucu Türkiye’ye ilişkin yaptığım çalışmalar dünyanın bütün dergilerinde yayımlandı. Bu da aktüel bir olaydaki tavır ve davranışlarımın somut bir çalışma örneği olarak bana dünya basınında üçüncü kez o fırsatı verdi. Ama durmadım. Çünkü Türkiye’de bu yaygındır: İnsanlar büyük bir azimle başlar, bir yere kadar başarır ve orada dururlar. Orası onların momentumlarının dondurulmuş hâlidir. Ben tam aksine fotoğraftaki eksikliklerimi o zaman fark ettim. Sipa Press’in arşivinde ve karanlık odasında çalışıp kendimi, doğru eleştirmenlerin bana getirdiği eleştirilerle fotoğraf konusunda yeniden eğittim. Bu çalışmaların çok yararını gördüm.

EKSİKLİKLERİMİ BİLİYORDUM

Çok iyi fotoğrafçı olduğumu hiçbir zaman söylemedim, ama eksikliklerimin ne olduğunu biliyordum. 1980 yılında kaçırılan uçaktan sonra, üstelik dünya çapında hem maddi hem manevi anlamda çok konuşulan, başarılı diye tanımlanan bir gazeteciyken, Sipa Press’in arşivine tekrar gidip geceleri karanlık odada çalışarak eksikliklerimi gidermeye çaba gösterdim. Büyük bir değişim oldu mu? Oldu. Çünkü o güne kadar doğru yerde, doğru zamanda olup birlikte çalıştığım fotoğrafçı meslektaşlarımla aynı kalitede fotoğraf çekemiyordum. Aradaki farkı, yani fotoğrafta görmeyi ve göstermeyi düşündüğümüz objelerin yerlerini ve oranlarını Sipa Press’in arşivinde öğrendim. “Altın oran” diye bir kavramın o güne kadar farkında bile değildim. Resim sanatında, dolayısıyla fotoğrafta ne kadar önemli olduğunu orada fark ettim ve öğrendim.

Irak–İran Savaşı’ndan Lübnan’a, Afganistan’dan Çad, Kamboçya ve Filipinler’e uzanan çatışma bölgelerinde, yaşamla ölüm arasında geçen uzun yıllar boyunca görev yaptınız. Hayatınızı riske alarak yürüttüğünüz savaş muhabirliğinde sizi motive eden yalnızca maddi beklentiler miydi, yoksa başka motivasyonlarınız da var mıydı?

Maddi beklentilerim hiç olmadı. Çünkü çoğu yere biz kendi imkânlarımızla; üstelik bazen para kaybederek gidiyorduk. Çalıştığım ajansta kadrolu muhabirken, Paris’te beni yaşatacak kadar bir maaşım vardı. Lübnan-İsrail işgali başladığında istifa edip, (masrafımın ve kazancın yarısı) koşuluyla serbest foto muhabir olarak gittim. Sipa Press’ten istifa ettim, tıpkı benden önce istifa edip oraya giden meslektaşım Reza gibi. Orada çektiğim fotoğraf Time kapak olunca, masraflarım Sipa vasıtasıyla Time tarafından karşılandı ve öyle kaldım. Dünyada böyle bir olayın olduğunu bilmiyordum; ama öğrenmiş oldum. Çünkü bizim tercih ettiğimiz yerlere dergiler ve gazeteler sadece kendi kadrolu, işin kompetanı yani uzman olarak tanımlanan insanları gönderir. Hiç kimse bir başkasının hayatını ve parasını riske atmaz. Daha önce de belirttiğim gibi bu savaşlara kesinlikle para kazanmak için gitmedim. Hatta bazılarını para kaybetmeyi göze alarak gittim. Para bazen gelmiştir, kimi zaman iş gelmemiştir; bazı işler satılmamıştır. Böyle durumlarım da çoktur. Ama tanık olmak ve bu tanıklığımı fotoğraflarla belgeleyip dünya gündemine taşımak benim için önemliydi.

Ara Güler, Reza, Yan Morvan, Sandro Tucci, Steve McCurry, Chris Morris ve Alan Evrard gibi dünya çapındaki önemli foto muhabirleriyle çalışmak size mesleki açıdan hangi kazanımları sağladı?

Olayları daha iyi görmemi sağladı. Benim dünyaca ünlü foto muhabiri Ara Güler’e ulaşma çabalarım 13 yaşımda başlamıştı. 17 yaşında onu ilk kez gördüm, ama 24 yaşında asistanı oldum. Yani her an istediğimiz şey olmuyor; ama kafaya takıp, doğru yerde, doğru zamanda olup, doğru birikimlerle kendinizi donatırsanız bunu başarabilirsiniz. Ben Ara Güler kadar, estetik değerler için Yaşar Kemal’e ve Abidin Dino’ya da dünyamda yer vermiştim. Belki onlara ulaşmam imkânsızdı. Ama öylesine çalıştım, öylesine kendimi besledim ki, —bu ustaların bilgileri, belgeleri ve yaptıkları çalışmalar sayesinde— onlar bana yanaştı. O yüzden okuyucular arasında mutlaka gençler vardır.  Onlara tavsiyem; önce ne yapmak istediklerini bilsinler. Hayaller tabii kurulur ama yer çekiminin olduğu bir gezegende yaşadığımızı bilerek buna uygun bir donanıma sahip olunması gerekir. Bazen rüyamda içinde bulunduğum olayların fotoğraflarını çekerim. Bir ara uyanırım; “gerçekten rüya mıydı, ben gerçekten bu fotoğrafı çektim mi?” diye düşünürüm. Sonra bunun bir rüya olduğunu anlarım ve buna üzülürüm. Mesela bugün bir mucit olsaydım, beyin dalgalarımdan rüyamda çektiğim fotoğrafın elektriksel dönüşümünün bir filme yansımasını isterdim. Bunu açıkça söylüyorum.

Dünyanın en saygın gazete ve dergilerinde (Time, Newsweek, L’Express, Paris-Match, Stern, Epoca) yer alan fotoğraflarınızla büyük başarılar elde ettiniz. Ödüller kazanmak size ne hissettirdi? Bu kadar büyük riskler alarak sürdürdüğünüz mesleğinizde pişmanlıklarınız oldu mu?

PİŞMANLIĞIM HİÇ OLMADI

Hiçbir zaman pişmanlığım olmadı. Keşke sağlığım daha iyi olsaydı; bugün bile bu mesleği yapıyor olsaydım diyorum.

MUHABİR OLMAYI ÇOK İSTEDİM

Bir daha dünyaya gelseniz, yine savaş muhabiri olur muydunuz?

Daha iyi şekilde vücuduma bakıp Tanrıdan daha iyi bir sağlıkla bu işi yine yapardım. Savaş muhabirliği değil. Tekrar söylüyorum. Ben muhabir olmayı istedim her zaman…

Röportaj devam edecek.

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: DUAYENLERİN, YORUMUYLA, GEÇMİŞTEN, GÜNÜMÜZE, GAZETECİLİK-, (15/2),
Diğer Fotoğraflar
Diğer fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerini tıklayın.
DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)
DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)
DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)
DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)
DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)
DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)
DUAYENLERİN YORUMUYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GAZETECİLİK- (15/2)
Yorumlar
Haber Yazılımı